Adsız Kahraman: Kadın
Halk anlatılarında kadın genel olarak bir av ya da ulaşılması gereken bir ödül olarak görülür. Fakat kadının arka planda destekleyici, yol gösterici bir yönü vardır. Örneğin Dede Korkut hikayelerinden ilki olan Dirse Han oğlu Boğaç Han destanında Boğaç Han’ın doğmasının ve kahraman olarak görülebilmesinin temelinde annesinin, babası olan Dirse Han’a yön vermesi, yapması gerekenleri anlatması geçmektedir ve destanda adı geçmez o Dirse Han’ın hatudur… O halde anne rolünde karşımıza çıkan adsız kadın asıl kahraman değil midir?
Kahraman, değişimi getirecek, gücü kudreti olan ve aynı zamanda buna cesaret edebilecek olan kişi olarak tanımlanır. Bu tanımda herhangi bir erkeklik ya da dişilik özelliği üzerinde durulmadığını görürüz. Yani kahraman için illa erkek olmalıdır şeklinde bir tanımlama yoktur. Fakat halk anlatılarında –özellikle masal ve destan kahramanları- erkek genelde kurtarıcıdır ve ödülü kurtardığı kızla evlenmektir. Masallarda karşımıza avcı, padişah, yiğit bir şekilde karşımıza çıkan kahraman sonunda ya kendine yeri bir statü edinir ya da zaten statü sahibi olup “en güzel” kadınlar ona sunulur. Bu din, dil, ırk, mitoloji fark etmeksizin bir sorundur. Erkek kahramanın ödülü kadındır.
Gerek mitolojide gerek masallarda gerekse destanlarda karşımıza çıkan kahraman tipi Lord Raglan tarafından “Geleneksek Kahraman” olarak alınmıştır. Kahraman eski metinlerde karşımıza çıktığı gibi olağanüstü özelliklere sahip, her işi tek başına halledebilen bir tip değil başı sıkıştığında destek alabilen bir hale Joseph Cambell ile bürünmüştür. Kahramanın yolculuğa başlaması dışarıdan gelen bir yardımla olur. Bu durum kahramanların artık mitik dünyadan çıkıp gerçek dünyaya ayak bastıklarının da bir kanıtıdır. Çünkü insan yapısı gereği hata yapmaya müsaittir ve bir yol göstericiye ihtiyaç duyar. Günümüzde büyük ülkelerin başkanlarının, cumhurbaşkanlarının onlarca danışmana sahip olması bile bu duruma örnek verilebilir.

Kahramanın başı sıkıştığında gittiği kişiler ihtiyar bir kadın, anne, eş, kızları olarak karşımıza çıkmaktadır. Kızların babaya akıl vermesi, kadının eşini uyarması, dizginlemesi İd karşısında savaşan bir egoya örnek verilebilir.
Kadın bazı anlatılarda hemcinsleri tarafından yok edilmek istenen, zarar verilmek istenen konumundadır. Bunun asıl sebebi “güzellik” tir. Yani kadın hem kendi hemcinsleriyle karşılaşmak hem sorunları çözmek hem de eşine, abisine, babasına akıl vermek zorundadır.
Bazı destan metinlerinde karşımıza çıkan kadın kahramanlar ise yine erkek egemenliğine –genelde babasına- kendini kanıtlamak zorundadır. Çünkü kadın olmak başlıca zayıflık göstergesidir. Bir erkek olsa kendini kanıtlama mücadelesine girmeyeceği işler için kadın kahraman mücadele vermek durumundadır. Bir başka yönüyle destanlarda kadının kahraman olduğu durumlarda çocuksuz olduğunu görürüz. Kahramanların metinlerde genelde yönetici olduğunu görürüz. Fakat kadın kahraman bir soyun, boyun, halkın yöneticisi olamaz. Çocuğu ise yoktur. Çünkü çocuk sahibi olmak kadın kahraman açısından zayıflıktır. Çocuk sahibi olan kadın çocukla ilgilenecek ve böylece kahramanlık ve çocuk bir arada yürümeyecektir. Fakat aynı durum yine erkek kahraman için yoktur. Erkeğin soyunun üremesi gerekmektedir. Bazı destanlarda kadın kahramanın çocuğunu öldürmeyi düşündüğünü ya da çocuğunu istemediğini görürüz. Aynı durum erkek kahraman için geçerli değildir. Erkek kahramanın çocuğunun olması bir de cinsiyetinin erkek olması onun sırtının asla yere gelmeyeceğini gösterir. Kadın kahraman ise çocuğunu saklamak ya da öldürmek zorunda kalır. Erkek kahraman için çocuk sahibi olamamak bir noksan iken kadın kahraman için kahramanlığı bırakması gerektiği düşüncesi ya da “ayıp” olarak görülmektedir. Bu durum günümüzde hala devam etmektedir. Erkeğin evlilik dışı bir birliktelik yaşaması erkektir yapar söylemini kadının yapması ise ayıp namussuzluk söylemini getirir. Namus kavramı sadece kadın için varmış gibi davranılır.
Kadının anlatı metinlerindeki yeri şüphesiz kahramanlık mertebesi iken her zaman ikinci plana atılmıştır. Kahramanı kadın olan anlatılarda ise erkek egemen düzene ayak uydurmak için kadınlığın simgesel özelliklerini saklama durumu vardır. Kahraman kadın erkek kılığına girmek durumunda kalır. Çünkü erkeğin dünyasında sesini duyurabilmesi için gerekli olan budur.
Halk anlatılarındaki bu “kurmaca” dünyayı yirmi birinci yüzyıl gerçek dünyasında hala görmek zorunda kalmak bile başlı başına bir sorun. Kadınlar hala tek işleri çocuk bakmak, yemek yapmakmış gibi davranılıyor. Kadınlar, hem işe gidip hem yemek yapıp hem çocuk bakmak durumunda kalıyor. Yüzyıllar önce var olan hikayelerde anlatılanlar ile şimdi varlığını sürdüren eylemler arasındaki benzerlik üzücü bir görseli önümüze koyuyor. Kadının kahraman olması metinler anlamında sağlanamasa da gerçek dünya da hala mümkün. Adı olmayan kahramanların artık öne çıkartılması gerekiyor.

👏👏👏