Deneme, Felsefe

“Another day in Panopticon. And we are not doing well!”

Kapak: Harou-Romain’in 1840 tarihli hapishane projesi. Mahkum hücresinden kuleye doğru dönmüş dua ediyor.

Nathaniel Hawthorne’un aktardığına göre, New Jersey kurulurken öncelikle bir dar ağacı ve bir de hapishane inşa edildi. Cezalandırma iktidarı modern toplumdan çok önce ortaya çıksa dahi – örneğin John Locke, bunun doğa durumunda bulunduğunu ve tüm insanların bu iktidara ortak olduğunu öne sürer. Siyasi topluma geçişte cezalandırma iktidarı siyasi iktidarın tekeline devredilmiştir- suç işlenmeden önce gözetleme iktidarı ve işlendikten sonra da hapishanedeki gözetim iktidarı modern kavramlardır.

18. ve 19.yüzyıllarda hapishane, cezalandırmanın merkezine yerleşirken çeşitli hapishane fikirleri de ortaya atılmıştır. Tüm bunlar, safi bir cezalandırma tarzından ziyade -belki de çok daha ağır şekilde- politikti ve bir iktidar düzeni ön görmekteydi. Bu fikirlerden birisi de İngiliz düşünür Jeremy Bentham’ın 1785 yılında ortaya attığı Panoptikon’dur. Bu fikirde -çağdaşlarından farklı olmayan şekilde- mahkumun gözetim altında tutulması ana gayedir. Hapishane, mahkum hücrelerinin dairesel bir şekilde merkezdeki kulenin etrafında inşa edilmesinden oluşur. Hücreler bireyseldir ve kuleden bakıldığında tamamen görülebilir şekildedir. Kulede hapishane memurları bulunur. Mahkum, hücresinden baktığında kuleden gözetlenip gözetlenmediğini anlayamayacaktır. Amaç da budur. Mahkumun sürekli gözetlenmesinden çok daha önemli olan şey sürekli olarak gözetlendiğini düşünmesidir. Bu, Bentham’ın ıslah fikrinin en önemli parçasıdır. Mahkumu gardiyanlar gözetler, gardiyanı memurlar, memurları hapishane müdürü ve tüm bu sistemi de zamansız şekilde çıkıp gelebilen müfettiş. Dolayısıyla sistem, katı bir hiyerarşi altında gözetim iktidarı kurmuştur ve bu hiyerarşi içerisinde çıkabilecek en ufak düzensizlik denetleme sistemini kökten felce uğratır.

Bir Panoptikon illüstrasyonu.

İçerisinde yaşadığımız toplum -her ne kadar post modern olarak itham edilse de hala modern kurumlar altında yaşamayı sürdürür- bireyin sürekli olarak öznesi gizli olan bir bilgi alanının nesnesi haline geldiği ve alışkanlıklarından kusurlarına kadar metalaştığı ve bunlara ticari değer kadar politik değer de biçilen bir topluluk halindedir. Birey dört bir yandan kuşatılmış, sürekli etiketlenmelere maruz kalmıştır. Özellikle COVID-19 döneminde içerisinde bulunduğu mekanın tümden politikleşerek sürekli olarak düzenlenmesine maruz kalmıştır fakat aslında bu yeni değildir. Bireyin bu denli çarpık bir gözetim iktidarına sürekli olarak maruz kalmasına veba salgınlarından beri aşinayız. Fakat 21. yüzyılda gözetim iktidarının elinde çok daha güçlü silahlar bulunuyor. Üstelik de kamusal alanın bu denli “hapishaneleşmesi” yeni bir şey değil. Veba salgınlarında doğan ve yoğunlaşan Orta Çağ iktidarının biçimsel ve ayrıntılı iktidarı, modern toplumun tüm hücrelerinde yeni baştan ve çok daha yoğun şekilde kurulmuştur. Bireyin dikkatinin piyasalaştığı ve ticari şirketlerin de bu piyasanın ana aktörleri olduğu geçmiş on yıllarda bu geleneksel siyasal gözetim iktidarının yanı sıra ticari gözetim de hayatımızın başka bir parçası haline geldi. Pandemi döneminde biz bu iki gözetimi de derinden yaşadık. Hastalıkla savaşan ve durdurmak için çaba gösteren iktidarlar toplumun tümünde -çoğu şekilde anayasal hakları da çiğneyecek şekilde- meşruiyetini sürekli olarak üreten bir denetim kurarken ticari işletmeler de evde olan orta/üst sınıfın alışkanlıklarını bambaşka ve yoğun şekilde keşfetme şansı buldu.

“E ne var bunda? hastalığı engellemek için iktidarların bu kadar denetim kurmasından daha doğal bir şey yok, toplumun iyiliği için bunlar şart.” dediğinize eminim çünkü ben de aynı şekilde düşünüyorum. İşte bu, yukarıda bahsettiğim meşruiyetini denetimin nedeninden sürekli olarak yeniden üreten iktidardır ama tüm bunlar o kadar da yabancı olmayabilir. Sadece biz farklı yoğunlukta hissediyor olabiliriz. Oysaki siyasi iktidarlar modernleşmeye başladığından bu yana toplumun ve bireyin üzerinde farklı şekillerde ve her geçen süre katılaşan bir denetim kurmuştur. Modernleşme biraz da bireyin bir bilginin nesnesi haline gelmesi, denetlenmesi, müdahale edilmesi ve değiştirilmesi sürecidir. Bu yüzden kimlik numaralarımız, araba plakalarımız, sağlık bilgilerimiz, gelir skalalarımız, vergi senetlerimiz vb. bulunur.

İnternet çağında ise bu bilgilerin sayısı o kadar çok artmıştır ki çağımıza “Bilgi Çağı” denmesi boşuna değildir. Bilgiye erişim çok hızlanmıştır bu doğru fakat sadece bireyin özneliği açısından değil. Kişilerin alışkanlıkları ve dikkatleri de yukarıda saydığım bilgilerin arasına hızla dahil edilmiştir. Üstelik bir kişinin sosyal medya hesapları çağımız iktidarlarının ana bilgi kaynakları haline dönüşmüştür. Dolayısıyla sosyal medyanın yasaklanması, buradan neredeyse sınırsız bir bilgi akışına erişebilen bir iktidar için o kadar da mantıklı olmayabilir. Çin örneğinde olduğu gibi totaliter rejimlerin de sosyal medyayı yekten yasaklamaması, sadece başka ve kendinin çok daha kolay kontrol edebildiği alana taşıması söz konusudur.

Büyük bir pandemiden geçerken tüm alışkanlıklarımızın değiştiğinin bilincinde olabilmek önemlidir fakat daha da önemlisi, bu değişen alışkanlıklarımızın ne tür bir bilgi alanına hapsedildiğinin farkında olabilmektir. Panoptikon’daki hücremizden ortadaki kuleye baktığımızda bizi gözetleyen gözlerin kimler olduğunu bilemiyoruz, hatta biri gözetliyor mu ondan da emin değiliz fakat her an gözetlenebilir bir durumda olduğumuzu biliyoruz ve bu yüzden de her adımımızı ona göre atmaya çalışıyoruz. Pandemi, Panoptikon’daki hücremizi çok daha görünür bir hale getirdi ve bizde gözetlenme meşruiyetini üretti. Bitirirken Foucault’un vebaya dair söylediğini yeni baştan yazmak da mümkün: Korona bir gün yok olacak fakat “koronalı” imgesi uzun süre daha hayatımızda bulunacak.

Bir Cevap Yazın