Kitap

Asılacak Kadın

Adalet… Herkesin ihtiyacı olan su gibi, ekmek gibi bir kavram hayatımızda. Hakları yarıştırırken o mahkemelerde, kusurların, ihmalleri tartışırken ortaya çıkan bir sistem. Adalet. Peki siz hiç erkek adaleti denen bir kavram duydunuz mu?

Yüzyıllarca yıl hayatın her alanında erkekler hakimdi. Erkeklerin geliştirdiği kurumlar, sistemler ve kurallar tüm topluma ahkam kesiyor, uygulanıyordu. Son yüzyıllık süreçte kadınlar hayata daha fazla katılmaya başladı. Çalışmaya başladılar, kendilerine ait odalarını kendi emekleriyle kurup “Biz buradayız!” diye bağırmaya başladılar. Onlar bağırdıkça kafalar döndü o seslere. Bu kadın neyin kavgasını veriyorlardı?

O kadınlar eşitliğin kavgasını, insan olmanın ve onurlu yaşamanın kavgasını veriyorlardı. Hala veriyorlar. İşte seksenlerde bir kadının erkek adaleti içinde nasıl eriyip gittiğini anlatan bir kitap yazıldı. Pınar Kür’ün Asılacak Kadın’ı. Aynı Duygu Asena’nın Kadının Adı Yok’u gibi bir etki yaratmıştı edebiyat dünyasında. Yasaklandılar. Ama filmleri yapıldı. Yargılandılar. Ama ödüller aldılar. Kadınlara yaşatılanlara müstehcen dediler. Ama o eserlere denk gelen her insanda bir ışık yakıldı. Peki neler diyordu Asılacak Kadın da?

… baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. Bilmiyordu baş kaldırılabileceğini; zorbalığı yaşamın doğal bir öğesi bellemişti. Bu baskıyı erkeklerin kurması, her bakımdan kurması da doğaldı onun için. Çünkü güçlü olan onlardı; hep başta olan, her şeye egemen olan.

Asılacak kadın

Melek. Kocası Hüsrev Bey’i öldürmekten yargılanıyor. Hüsrev Bey nüfuzlu, zengin ve yaşlı bir adam. Melek ise gencecik, köylü bir kadın. Üç kişinin gözünden anlatılıyor roman. İlk göz yargıç Faik İrfan Elverir. Faik İrfan Bey kalemi kırıyor. Ceza belirlendi. İdam. Melek tepkisiz. Faik İrfan Bey’in yargıç olması gereken berrak zihni yok o mahkeme salonunda. Öğrenilmişlikler, kadınlara karşı oluşturulmuş o önyargılar. Her biri dolanıyor zihninde. Melek, ona göre yaşlı bir adamın parasını yemeye çalışan bir kahpe. Ama gerçekten öyle mi? Gerçi öyle olmasa bile o kalem kırıldı. Artık önemi kaldı mı?

İkinci göz Melek. Melek gibi bir köylü kızının konuşabileceği gibi yazmış yazar. Hiç noktalama işareti yok. Hiç dur durak yok. Çünkü Melek o mahkeme salonunda konuşamıyor. Anlatsa derdini ona kim inanır? Kim yaşadıklarına üzülür? Ailesi tarafından dahi kullanılacak ve üzerinden para kazanılacak bir meta gibi görülürke, kim ona bir insan gibi bakabilir? Bakmadılar. Melek, o ihtiyarın sapkınlıklarına meze oldu. Birileri buna alet oldu. Kimse bunun suç olduğunu düşünmedi. Kimse vicdanının sesini duymadı. Tek bir kişinin duydu. O da Yalçın’dı.

Üçüncü göz Yalçın. Evin genç delikanlısı. Melek’in içine düştüğü o iğrenç çukuru farkettiği an o pisliğe alet oldu. Evet, mahkeme salonunda “O öldürmedi, ben öldürdüm!” diye bağıran bu genç alet oldu. Üzerine bulaşan pisliğin kirini atmak mı istedi yoksa gerçekten bu rezillikten Melek’i kurtarmak mı istedi, ben tespit edemedim. Çünkü biliyorum ki bu toplumda insanlar birilerine yardım etmekten önce kendi vicdanlarını rahatlatmak için sadaka veriyorlar.

Yalçın tarafından işlenen cinayete kimse inanmak istemedi. Melek’in öldürdüğüne herkes o kadar inanmıştı ki koşulları duymak dahi istemediler. Toplumun yozlaşmış değerleri, kadını yönetilen bir eşya gibi gören o zihniyet ve erkek adaleti kalemi kırdı Melek için. Keşke yalnızca kurgu olsaydı bu roman ama maalesef bu olay Edirne’ de yaşandı.

Kitabının etkileyiciliği kadar filminde de başarılı olan bir eser Asılacak Kadın. 1986 yapımı aynı isimle yayınlanan filmin başrolünde Müjde Ar yer alıyor. Kitapta bahsedilen Melek karakterinden daha olgun gözükse de başarıyla icra etmiş rolünü.

Kadının toplum içindeki yerine ve erkek adaletinin neden bu kadar dile geldiğini anlamanız için iyi bir eser. Okumanızı ve izlemenizi temenni ediyor, eşitlik ve adalet dolu günlerde buluşmayı diliyorum.

Diğer yazılar için…

Bir Cevap Yazın