Deneme

Aynadakini Tanıyamıyorum

Aynadakini tanıyamıyor musunuz? Değişim. Dönüşüm. Yenilenmek. Büyümek. Adına ne derseniz deyin. Dünkü insan değilsiniz ki siz. Bir hafta önceki de değil. İki ay önceki de değil. Sabahki bile değilsiniz. Hayat sizi dağınık bir boya misali bu denli oradan oraya sıvarken o günkü size sıkı sıkıya bağlı kalmak ne kadar mantıklı? Ruhunuz form değiştirirken nasıl yaşadığım müddetçe bu şekilde kalacağım diyebiliyorsunuz? Dönüşümünüzün bu kadar mı farkında değilsiniz? Yoksa siz kendinizi hiç mi dinlemiyorsunuz ey insancıklar?

Kendini yeniden doğuran bir kadın gördüm bugün. Aynı yollardan, aynı binalardan ve aynı İstanbul’dan geçerken şöyle bir arkasına doğru bakan bir kadın. Arkasında akmış yıllarını gördü. Ağladığı duraklarda buğulandı gözleri. Kahkaha attığı yokuşlarda önüne bakmamasına rağmen nasıl düşmediğini sorguladı. Otobüsün camına kafasını koyup aynı hayali tekrar tekrar kurduğu o günlerde dinlediği o şarkının sözleri dolandı diline:

“Kaybolduğumda oldu benim, yola gelmedim
Tabii ki çok acı çektim, ben böyle değildim”

Bu kadın, yıllar önceki korkak genç kızdan güçlü bir genç kadın doğurmuştu. Doğum sancıları bazen dayanılmaz olsa da hep daha fazla ıkınmıştı. Sancıya değeceğini ve dünyaya gelen varlığın onu mutlu edeceğini biliyordu. Doğru bildi, doğumu tamamlanmıştı. Tam bir doğum olmuştu. Doğurduğuna bakacaktı ki ama o da ne? Yeniden başladı doğum sancıları. Bu seferkiler daha şiddetli, daha keskin, daha sıktı. Bitti dedikçe yineleniyor, canından can alıyordu. Büyüdükçe hayatın virajlarının daha da keskin olduğunu söyleyen annesi geldi aklına. O acıyı keskin virajlar gibi hissetmişti tam ruhunda. Bu keskin virajlar yolun sonuna kadar sürecek gibi görünüyordu. Tekrar doğum yapacağını fark ettiği an anladı bu gerçeği. Korkmuştu, güvende hissetmek istiyordu. Cenin pozisyonuna gelmek istedi. Bacakların karnına çekmiş, kollarını göğsünde bağlamış, başını ise sıkıştırıvermişti. Gözlerini kapamıştı. Küçücük kalmıştı hayata karşı. O an ufak bir doğum sancısı onun doğum yapabilen, kendini yaratan bir kadın olduğunu fısıldadı. Gözlerini araladı ve sınırları olan bedenine baktı. Bu beden koca bir benliğe ve belki binlerce dönüşüme gebeydi. Değişime, dönüşüme ve yenilenmeye karşı cesaretli ve akışkandı. Hazırdı kendini yaratmaya. Hazırdı onu yaratacak rüzgarlara, özüne kavuşmaya. Hayatı boyunca kendini doğuracaktı.

Mine Söğüt’ ün Deli Kadın Hikayeleri kitabından

Peki ya siz? Kendi dönüşümünüzü ne kadar kabullendiniz? Fikirlerinizin değişebileceğini ve bunun bir tutarsızlık değil bir süreç olduğunu ne zaman sindirdiniz? Özünüzle tanışmak için yontulmanız gerektiğinin farkına vardınız mı? Bu üç soruya yanıt veremiyorsanız yalnız değilsiniz. Çünkü insanların çoğu bu sorularla karşılaşmadan ölüp gidiyor. Amacını bulmadan, kendini tanımadan devletlere ve sistemlere adanmış bir şekilde geçiriyor ömrünü. Mutlu olduğu birkaç fotoğraf karesi  kalıyor geriye. Hem üç soruya cevap vermek sizi mutlu etmeyebilir. Tezer’den hallice olabilirsiniz. Cevapları bulamayınca çıkamayacağınız sarmal döngüyü kırmak bile isteyebilirsiniz ama öze ulaşmak kolay değil. Sancılı, acılı ve hüzünlü… Bir o kadar da cümbüşlü. Üç soruyu kendinize sormanızı ve kendi yolunuza bir adım atmanızı temenni ederim. Hem de her şeyi göze alarak. Ne mutlu bu yola çıkanlara… Ne mutlu hüzne, acıya ve kaygıya rağmen öze kavuşmak için doğum yapanlara…

Bir Cevap Yazın