Bahar Kanatlı Özgürlük
Kan ter içindeydi. Hücrenin soğuk,pis ve samimiyetsiz kapısının anahtar deliğinden baktı. Dışarıdan duyduğu gürültüleri anlamlandırmaya çalıştı.Büyük ihtimalle yine mahkumlar kavga etmiştir diyerek somurtuş gri duvarlar arasında kalan ve her oturduğunda gıcırdayan, çarşafları kirden siyaha çalmış yatağına uzandı.
Her zamanki gibi yattığı yerde önce sağa, sonra sola, tekrar sağa döndü. Zihninde dönüp dolaşan “yalnızlık” onu huzursuz ediyordu. Koskoca üç yıl geçmişti yalnızlığa mahkum edileli.İçeri ilk atıldığında yalnızlık üstüne gelmiyordu;fakat zaman geçtikçe bu duygu çığ büyümüş,onu içine çekmeye başlamıştı.
Yalnız kaldıkça dışarıdaki insanların ne kadar şanslı olduklarını düşündü. Düşündükçe burkuldu,burkuldukça üzüntü göz kapaklarını indirmeye başladı.Sonra aniden bir seste doğruldu.Etrafına baktı,ne olduğunu anlayamadı.Bahar mı gelmişti hücresine? Her tarafta papatyalar, güller,menekşeler ve türlü türlü çiçekler vardı.Güneş bile gülüyordu ona.Hatta öyle gülüyordu ki bakamadı gülümseyen güneşe, mujgânları koruyamadı ela pencerelerini.Seslere kulak verdi bu kez.Sesler onu bir kiraz ağacına götürdü,ağaca tırmandı ve birkaç tane kirazlardan yedi.Derken,önüne bembeyaz bir güvercin kondu. Usulca uzandı ve eline alıp onu sevdi sevdi…Arkadaş oldular güvercinle. Çünkü o da güvercin gibi olmak istiyordu.Güvercin gibi özgür,saf, mutlu…

Ağaçtan indi. Bastığın yerlerin toprak olduğunu hissetti. Bu sefer doya doya ve daha sert bastığı yere, koştu bir uçtan bir uca. Aldı baharın ve özgürlüğün kokusunu, çekti bol bol içine.
Mutluluğu tarif edilemezdi. Öyle ki alın teri ile kazanmış olduğu aylığına elinde tutan bir işçinin sevinci, korkup ağladıktan sonra annesine koşan, ona sarılan bir çocuğun mutluluğu, bu sevinç ve mutluluğun yanında hiçbir şeydi.
Sonra serdi cılız gövdesini çimlere, seyretti göğü. O seyrettikçe siyah bir duman geldi yukardan. Kaçmaya çalıştı;fakat kaçmaya çalıştıkça duman büyüdü,siyahlaştı ve hızlandı. Aradı;ama bulamadı bahar kanatlı beyaz özgürlüğünü.
Soluk soluğa kalktı yattığı yerden. Her şeyin bir rüya olduğunu anlaması çok sürmedi. Bu,onu hem üzdü hem de sevindirdi. Sevindirdi;çünkü en azından güvercinine bir şey olmamıştı. Tekrar düşündü onu. Ah ne çok isterdi güvercinin yanında olmasını.
Grileşmiş duvara yaslandı. Karşıdaki bulanık kirli camın sağ üst köşesinin kırık olduğunu gördü. Daha önce bunu nasıl fark etmediğini düşündü. Oraya doğru yürüdü. Parmak uçlarında yükselerek dışarıyı izledi. Şehrin güzelliğine güzellik katan ve toprağın kokmasını sağlayan yağmuru izledi. Önünden yağmur yüzünden sersemlemiş bir güvercin geçti. Biraz geriye çekildi, heyecanla yeniden geçmesini bekledi. Lakin beklediği olmadı. O hayal kırıklığı ile yeniden yatağına uzandı. Biraz sonra bir sesle irkildi. Güvercin,bulanık camın sağ üst köşesindeydi. Sağanak yağmur bahar kanatlarını yormuştu. Usulca yanına gitti. Güvercin korktu, göğsü inip kalkmaya başladı kuşun. Uçmaya çalıştı;ama izin vermedi yorgun kanatları. Aldı eline güvercini adam,düşlerindeki gibi saatlerde okşadı başını. Yalnızlığından bir süreliğine de olsa sıyrıldı. Bahar koktu hücresi güvercini sayesinde.
Bahar kanatlı özgürlüğün yanında kalmasını çok isterdi. Ancak bunu yapamazdı, onu da kendine benzetemezdi. Yağmurun dinmesini bekledi. Kirli camın önünde tekrar parmak uçlarında yükseldi. Önce güvercinin başını öptü, kanatlarını okşadı. Sonra kuşun özgürlük isteyen ruhuna özgürlüğünü verdi ve şöyle dedi içinden: ”Kimisi için bahar özgürlüktür; kimisi için sadece bir mevsim. Sen benim bahar kokulu özgürlüğümsün ve ‘bir gün mutlaka’ görüşeceğiz.”
