Deneme

Beni En İyi Ben Tanırım

Kendinizle yalnız kalmaktan hiç korktunuz mu? Sohbet etmeye başlarım ve sonra arka plana attığım her düşünce, sıkıntı, sorumluluk bir bir önüme dizilir diye ürperdiniz mi? İnsanların anlattıkları dertlere, dedikodulara, gündemlere kendinizi kaptırıp kendi hayatınızın sorunsuzluğu üzerinden kendinizi rahatlattınız mı? Kendimizden kaçıyoruz.

İnsan beyni öyle bir organ ki unuttum, fark etmedim dediğiniz her bir kareyi arka planda kaydediyor. Bu kayıtlar gün geliyor kokuyla, sesle, dokuyla karşımıza pat diye çıkıveriyor. Bu ani çıkışlar bazen tatlı tatlı gülümsemeye yol açsa da bazen günlerce stres yaşatıyor. Stres sürecini atlatmak kolay değil. Yardım alınması gereken çoğu süreç tek başına atlatılmaya çalışılıyor. Ülkemizde psikoloğa gitme kültürünün hala oluşmamış olması depresyon sürecini kötü etkiliyor. Zamanında müdahale edilip önlenmeyen süreçler ise maalesef kötü sonuçları doğuruyor. Peki beynimiz her şeyi kaydederken mutlu olmamız mümkün mü? Etrafımızda her şey yolunda giderken akşam açılan haberler bile kötü hissetmemize neden oluyorsa nasıl mutlu olabiliriz?

Her şeye rağmen mutlu olmayan çalışan insanların kullandığı temel durum: görmezden gelme. Görmezden gelme, çoğu insanın duygusal olarak güçlü kalırken kullandığı yöntemlerden bir tanesi. “Kötü bir olay mı duydun, beni etkilemiyorsa boşver”, “Gene birisi mi ölmüş, doktor hatası mıymış, boşver yaşlıymış zaten”, “Kaos mu çıkmış, evden çıkmam bana dokunmasınlar”. Görmezden gelme süreci her ne kadar o günü kurtarsa ve dik kalmada yardımcı da olsa ileriki süreçte insanı yoruyor. Hesaplaşması yapılmamış her duygu birike birike tortu bırakabiliyor insan zihninde. O tortular kimi zaman kazınmak istiyor kimi zamansa çıkarılamıyor. Hesaplaşma süreçleri ertelenmemeli ve bir olay ya da durumun bitiminden sonra hazır olunduğu hissedilen ilk zaman diliminde bu sürece girilmeli.

Açamıyoruz kendimizi. Ruhumuzun tüm çıplaklığını gösteremiyoruz kimseciklere. Karanlık, ayıplanacak ya da yadsınacak yönlerimizi kimse bilmesin istiyoruz. Her bir duygu doğal halbuki, bunu kanıksayamıyoruz. Sürekli mutluluk diye bir şeyin olmadığını onun sadece huzur olduğunu ve o huzurun ancak kendi gerçeğimizi kabullenerek elde edileceğini bilmiyoruz. Madem bizi bilmelerini istemiyoruz o zaman kendimizle hesaplaşmayı bilmeliyiz. Sizlere kendi hesaplaşma yöntemimden bahsetmek isterim. Ben çok üzüldüğümde, canım çok sıkıldığında ya da çok sevindiğimde, hislerin en üst noktasında olduğumda uzun aynamın karşısına geçerim. Saçlarımı açar, onları tararım. Dudaklarıma kırmızı rujumu sürerim. Kırmızı ruj, her şeye rağmen hesaplaşacak kadar güçlü olduğumu hissettirir bana. En keskin parfümümü sıkar, ufak mumlarımı yakarım. Ayna karşısında oturur, kendimi izlemeye başlarım. Önce yüzümü şekilden şekle sokarım, orada mıyım diye kontrol ederim. Sonra ne hissediyorsam onu konuşmaya başlarım kendimle. Bazen ağlarım, bazen sarılırım kendime sımsıkı. Bu seanstan sonra rahatlamış hissederim. Cila olarak öbür gün mutlaka dışarı çıkar, vapur yolculuğu yapar ve düşünürüm. Ayna karşısında konuşmanın psikolojik olarak bir açıklaması var mı bilmiyorum ama beni çok rahatlatıyor. Siz de kendinizle dertleşme, öz eleştiri yapma ve rahatlama yönteminizi bulmalısınız. O zaman daha tortusuz ilerleyecek hayat. Korkutacak cümleler çıkacak ağzınızdan, düşünmekten utandığınız fikirler de olacak. Ağzınıza pat diye vurmak isteyecek hatta kızacaksınız belki kendinize. Kendinizden öte bir siz varsınız unutmayın. Bu gerçeği kabullenince daha derin oluyor hayat kavramı.

Eğer kendinizle konuşmaya hazır olmadığınız bir zaman dilimindeyseniz başkalarının karmaşalarında kaybolabilirsiniz. Hem dışarıda neler olduğuna dair fikir edinir hem de kendinize şöyle uzaktan bakabilirsiniz. Vücudunuz ve ruhunuz size ihtiyacı olanı her daim söyler. Yeter ki dinlemeyi ve duymayı bilin. Yaşasın kendinden öte benliğiyle dost olanlara!

Bir Cevap Yazın