Dördüncü Mektup
“Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı.” Korkuyu Beklerken – Oğuz Atay
Tek başıma bir sandaldayım. Bir okyanusun ortasında uzanıp gökyüzünü seyrediyorum. Bazen uzandığım yerden kalkıyor, uçsuz bucaksız okyanusu izliyor ardından eski halime dönüyorum. Nereye gitmek istediğimi bilmediğim için kürekleri çekmiyorum. Bilsem bile çekecek gücümün varlığından şüphe ediyorum. Düşünüyorum. Her zaman güçlü olduğumuzu, başarabileceğimizi söyleyen insanların söylediklerini düşünüyorum. Haklılar mıydı? Yorulduğumuzu kabullenmek, pes etmek ya da artık içinde bulunmak istemediğimiz bir durumun içinde bulunmadığımızda ve hissetmek istemediğimiz duyguları terk ettiğimizde güçsüz mü oluyoruz? Kabullenemediğimiz üzüntüyü terk etmek istemek bencilce bir istek mi? Mutlu hissetmediğimiz ama kendimizi mutlu hissetmek zorundaymış gibi davranmamız yalan sayılmaz mı? Yoksa bunlar da güçlü olduğumuzun bir göstergesi miydi?
Bir bilinmezliğin içinde çırpınacak gücümün olmadığını kabul ediyorum. Nereye gitmek istediğimi, ne istediğimi bilmeden yaşadığım her anın telaşını yaşıyorum. Suçlu olduğumu düşünüyorum. Her şeyi anlamak ve öğrenmek istiyor ama hiçbir şey anlamak istemiyorum. İnsan olmanın kötü yanlarını tadıyorum. Eğer bana sorulsaydı, insan olmayı tercih etmezdim. Anlaşılmazlığın ortasında yaşamak benim tercihim asla olamazdı. “Bu anlaşılmazlığı çözmenin bir yolu var mı?” Uzandığım yerden tekrar kalkıyorum. Yolculuğumun çaba göstermeden gerçekleşmeyeceğini kabul ediyorum fakat her gün hayatın yeni bir yüzüyle tanışmayı kabullenemiyorum. Farklı olmayı seviyorum fakat her defasında gözlerimizin birbirine bakmayışını ve birbirimizi duymadığımızı kabullenemiyorum. Halbuki hepimizin aynı duyguları hissedeceğini düşünüyordum. Gökyüzüne baktığımızda hayallerimizi aynı özlemle ya da yavrularını besleyen bir kedi gördüğümüzde aynı şefkati hissedeceğimizi düşünüyordum.
Bir sandaldayım. Bedenim, düşüncelerim ve bir şiir ile.
