DÜNYANIN GÖZÜNDEN KADIN OLMAK
Neredeyse bütün ırklarda, dinlerde, ülkelerde ve zaman dilimlerinde kadınlara karşı her zaman bir küçümse vardır. Erkekler, kadınlar üzerinde her zaman söz hakkına sahiptir. Kadınların bedenleri, çalışması, gülmesi, giyinmesi, yemesi, yürümesi… Bunların hepsi erkeklerin istediği yönde şekil alır. İki uç toplumda kadınların yaşamlarına bakalım. Modern toplumlarda ve muhafazakar toplumlarda bu etkiler farklı da olsa yine de kadınların söz hakkı çok azdır. Bir örnekle açıklayayım. Batı diye tabir ettiğimiz göreceli daha modern toplumlarda kadın bir objedir ve güzel ‘görünmek’ zorundadır. Her zaman bakımlı, şık giyimli, makyajlı, topuklu ayakkabılı, her durumda gülümseyen bir insandır. Her zaman fit ve zayıftır. Beslenmesine ve sporuna çok dikkat eder. Evine, çocuklarına, eşine bakar; işinde çalışır, para kazanır. Evde her şeye yetişir. Bir anne ve kadın olarak görevidir çünkü. Bu sırada yıllar geçer ve o, yaşlanmamak için elinden gelen her şeyi yapar. Botokslar, pahalı kremler, cilt bakımları… Çünkü ondan beklenen bunlardır. Ama kadınlar artık dayatmalara hayır diyebiliyorlar.

Diğer bir yanda çok muhafazakar bir kadını ele alalım. Okumasına bile izin verilmez. Yasakların çıkış noktasıdır kadın. Sokakta tek başına gezmesini bile hoş karşılamayan toplumlar var. Gözlerinin, burnunun, ellerinin görünmesinin yasak olduğu hatta bunları kontrol eden ‘ahlak polisleri’ ne sahip toplumlar var. Çocuk büyütmekten ve kocası ile ilgilenmekten başka bir görevi yoktur. Birey değildir. Görünmemek için, göze batmamak için elinden geleni yapar. İstediği gibi giyinemez, makyaj yapmak istese yapamaz, kendi parasını kazanamaz…Artık bu toplumlar da değişiyor ve kadınlar seslerini çıkarıyorlar. Grevler, mitingler düzenliyorlar. Haklarını istiyorlar.

Çok uçlara gitmeden kendi ülkemize dönelim. Peki biz nasılız? Kadın olmak bugün daha zor, değil mi? En çok biz konuşuluyoruz. Kadınlar her zaman birilerinin dilindeler. Gündemde hep onlar var. Hiçbir şey yapamayan bu kadınlar koskoca ülkelerin gündemini de işgal ediyorlar istemeden. Sürdüğümüz kırmızı rujdan, giydiğimiz etekten, topuklu ayakkabımızın sesinden, hamile olarak sokağa çıkmamızdan, kahkaha sesimizden rahatsızlar. Her yaptığımızdan şikayet ederler. Kadın şoförlerden, kadın patronlardan, kadın işçilerden… Bizi bir türlü beğenmezler, kabullenmezler. Her zaman küçümsenir, aşağılanırız. En kötü küfürlerin baş rollerinde hep biz kadınlar varız. Ya anne olarak ya avrat olarak ya da cinsel organ olarak. Yine de en çok şiddete, hakarete, tacize, işkenceye, tecavüze biz uğrarız. En çok bizi öldürürler. En çok zararı biz görürüz. Peki sesimizi duyarlar mı? Geride kalanlar cezalarını çekerler mi? Hemcinslerimiz bizi savunurlar mı? Yoksa öldükten sonra da mı ben suçluyum?
Bedenimizle mutlu olmamızı istemezler. Hep daha fazlasını isterler. Daha zayıf, daha dolgun, daha kaslı, uzun saç, kısa saç, kalın dudak, badem göz, uzun bacak, ince bel, geniş kalça, beyaz ten, küçük burun, uzun tırnak… Bu nereye kadar böyle gidecek gerçekten merak ediyorum. Sırada ne var? Bizi neler bekliyor ve bu trendleri kimler belirliyor? Bu modanın sonu var mı?
Önümüzdeki yıllarda toplumların kadınlara karşı bakışı umarım değişir. Ve umarım biz kadınlar birbirimize her konuda her zaman destek olmayı başarabiliriz. Bedenimizi, benliğimizi, kusurlarımızı, her şeyimizi kabullenip sevmeyi öğrenebiliriz. Hayat çok kısa ve bizler çok güçlüyüz. Bütün kız kardeşlerimi çok çok öpüyorum. 8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz kutlu olsun. İyi ki varız 🙂

