HANEDANDAKİ TEK RESSAM: ABDÜLMECİD EFENDİ
Sultan Abdülaziz’in ortanca oğlu olarak 29 Mayıs 1868’de İstanbul’da doğdu. Osmanlı dönemindeki aydınlanma ve modernleşmenin simgelerinden birisi olan Abdülmecid Efendi hanedandaki tek ressam üyedir. Akademik düzeyde herhangi bir sanat eğitimi almayan Abdülmecid Efendi, farklı kaynaklardan anladığımız üzere Dolmabahçe Sarayının bir dairesinde Sultan Abdülaziz tarafından saray için resim yapmakla görevli olan ünlü Polonyalı ressam Chelebowsy’den özel ders aldığı bilinmektedir. Asıl aldığı resim eğitimi ise, Gençlik yıllarında Sanayi_i Nefise Mektebi’nin yağlı boya öğretmeni olan Valeri’den almıştır. çocuk yaşta temel bilimler dahil avcılık, atıcılık, binicilik ve nişancılıkta oldukça ustalaşmış bir isimdir. Ayrıca Yıldız Sarayı’ndaki Şehzadegan Mektebi’nde sıkı bir eğitim almıştır. Bunun yanı sıra resme ve müziğe özel bir ilgi duymuştur. Fotoğraf ve gravürlerle ilgili oldukça çeşitli kaynaklar okuyup incelmiş ve bunlarla ilgili bir çok koleksiyonerden özel evraklar toplamıştır. Sanata ve sanatçıya oldukça fazla destekte bulunmuş ve bunun için devlet hazinesinden ek bütçe sağlamıştır. II. Meşrutiyetin ilanından sonra Avrupa ülkelerini gezme imkanı bulmuştur. Böylelikle tarihi, sosyal ve siyasi konularla ilgilenen Abdülmecid Efendi, Fransa’ya resim ve piyano eğitimi için çok sayıda öğrenci göndermiştir.

Resme oldukça fazla ilgisi olduğu bilinen Abdülmecid Efendi, 1917’de savaş resimleri yapmak üzere oluşturulan Şişli Atölyesi’ni diğer adı ile Bulgar Çarşısı olarak bilinen yeri sık sık ziyaret etmiş ve kendisi de bu konuda resimler yapmış, 1886-1944 yılları arasında birçok sanat etkinlikleri gerçekleştirmiştir. Şişli atölyesi yurt dışında sergilenecek olan eserlerin, ressamlar tarafından hızlı ve rahat bir şekilde bitirilebilmesi amacı ile açılmıştır. Ayrıca şişli atölyesinde çalışan sanatçılar müttefik devletlerden yardım talebi öncesin girişilen bir kültür hamlesi olarak 1918’de Viyana Sergisi’ne de katılmıştır.

Ayrıca Şişli Atölyesinde üretilen eserler 1918 yılında Viyana’da Türk Ressamları Sergisi adıyla sergilenmiş ve Abdülmecid Efendi bu sergide 4 tane eser ile izleyici karşısına çıkmıştır. Bu eserler sırası ile, Otoportre, Harem’de Goethe, Harem’de Beethoven, ve I. Sultan Selim adlı çalışmalarıdır. Abdülmecit Efendinin Batı müziğine ilgisini yansıtan ve bununla birlikte batıcılık düşüncesini doğrudan savunan bir fikri eser olan Haremde Beethoven, içerik olarak dönemin Osmanlısında batının etkilerinin sarayın haremine kadar geldiği ve burada batı müziğinin icra edildiğini tasvir eder. Resimde, Abdülmecid Efendi’nin paşa üniformalı olarak tasfir ettiği kişi kendisidir. Kemanı çalan kişi ise Abdülmecid Efendi’nin ilk eşi olan Şehsuvar Kadıefendi, piyano çalanın asıl adı ise Ofelya olan Hatça Kadın olduğu düşünülmektedir.

Abdülmecid Efendi ortaya koyduğu eserlerde doğu-batı sentezi bir kültür uyumu sağlamak amacı ile iki ayrı kültürün ortak karışımı yani gelenekselin moderne dönüşüm eresinde eserler ortaya koymuştur. Avrupai kıyafetli genç kızlar, aile üyelerininde içinde bulunduğu resimler ve saray kadınlarını resmederek kendi haremini tanıttığı bilinmektedir. Genellikle bu resimde doğu batı kültürüne ait ortak imgeler yer almaktadır. Abdülmecid Efendinin harem hayatını komu alan resimlerde kadınları yarı çıplak resmetmesi oldukça dikkat çekicidir. Sanatçı bu tarz tasvirleri başka eserlerinde de ortaya koymuştur. Uzun yıllar boyunca bu eserin Abdülmecid efendiye ait olup olmadığı tartışma konusu olsa da, Beşir Ayvazoğlunun da katkısı ile birlikte, Halife Abdülmecid Efendinin Kütüphanesi’ndeki bir albümde yaptığı tüm eserlerin fotoğrafını çekmiştir. Söz konusu albümde “Avludaki Kadınlar” tablosunun da fotoğrafı vardır. Böylelikle uzun yıllardır tartışma konusu olan bu durum bu sayede ortaya çıkmıştır.

Abdülmecid Efendinin doğu-batı imgelerini kullanarak tasfir ettiği eserlerden biri de “Harem’de Goethe” adlı yapıtıdır. Bu eserde Beethoven’in sonatından, Wagner’in eserlerinden en seçkin parçaları çalıp yorumlayan Osmanlı kadını bu kez de Goethe’nin Faust’unu okurken gösterilmiştir. Bu kişi Abdülmecid Efendinin ilk eşi Şehsuvar Başkadıefendidir. Vakur bir duruş sergileyerek duran bu kadın, kitap okumaya ara verdiği bir anda, okuduklarını zihinde irdeleyerek öğrendiklerini hazmetmeye çalışmaktadır. Yan taraftaki ufak sehpanın üstündeki dağınık şekilde duran ve farklı yerlerden geldiği bakınca anlaşılabilen mektuplar sayesinde temelde bu Osmanlı kadınının, düşünsel olarak haremin içinde kalmadığı dostları ile yazıştığı dünya ile belli ilişkiler içinde olduğu vurgulanmak istenmiştir. Bu resimde Batıcılık fikrinin propagandası yapılır. Batı kültürü harem dairesine kadar ulaşmıştır.

Yıllar geçtikçe Abdülmecid Efendinin aldığı eğitimler ve resme olan ilgisi artarak devam etmiştir. Ortaya koyduğu eserlerin derinliği zamanla kendi üzerine bir fazlasını koyarak artmıştır. Bunun sonucu olarak başarısı yurt dışında yankı bulan bir ressam haline gelmiştir. Bunun bir örneği olarak ise, “Tarih Dersleri” yada adı ile bilinen tablosu Paris’te 1914 Salonu Sergisi’nde sergiye kabul edilmesini gösterebiliriz. Hali hazırda Dolmabahçe Sarayında sergilenen bu tablonun hikayesi ise, Balkan Savaşları sırasında kaybedilen toprakların üzüntüsünü , tarih bilincini ve geleceğimizin teminatı olan çocuklara duyulan umudu anlatmayı yansıtmaktadır. Bu tablonun çerçevesinde ise Abdülmecid Efendinin yazmış olduğu vatana karşı yapılan haksızlığın asla affedilmemesi gerektiğini dile getiren bir nasihat bulunmaktadır.

Bir ressam olarak Abdülmecid Efendi’yi değerlendirdiğimizde, resimlerinde ki konuların oldukça geniş olduğunu görmekteyiz. Hanedan mensuplarını, Osmanlı ve Fransız aydınlarını, tarihi konuları, hayvan betimlemelerini içeren bir çok eser ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra portre çalışmalarından bulunan Abdülmecid Efendi bunları yaparken de bir çok canlı model kullanmıştır. Tablolarından üslup olarak akademik geleneğin gerekliliklerinin sağlayacak şekilde ilerlemiş olsa da, 1914 yılından sonra bu durum değişmiş ve bu tarihten sonra tablolarından daha fazla serbest fırça darbeleri ile yapmıştır. Ayrıca karelenmiş fotoğraflar ve eskizlerden de faydalanan Abdülmecid Efendi, Eserlerinin ilham kaynağı olarak Doğu-Batı kültürünü tablolarından birleştiren sanatçı, Gérome ve Osman Hamdi Bey’i örnek aldığı oryantalist tarzda tablolar da ortaya koymuştur.
