KAYGI ÜÇLEMESİ: FREUD
Kaygı şöyle der:
Kimi ele geçirmişsem ben,
Dünya fayda etmez artık ona.
Edebi karanlık çöker üzerine,
Güneş ne doğar ne batar artık.
Hisleri tamamen açık da olsa,
Karanlıklar yuvalanır kendi içinde.
GOETHE / FAUST II, 11453-58

Sinemada merak ettiğimiz filmin başlamasına az kala, tiyatro sahnesinde perdelerin kapalı olduğu an, sevgiliyle saniyeler sonra göz göze geleceğimiz zamanlar hepsinde aynı heyecan. Kendimizi unuttuğumuz, başarılarımızı düşündüğümüz, sevdiklerimizle güldüğümüz anlar… Hayatın ister başında olalım, ister ortasında, isterse de bitmesine yakın hepimizin en derin duygularına eşlik eden o his; kaygı.
Yukarıdaki dizede Goethe’nin dediği gibi, dünyanın fayda edemeyeceği kadar derin bir his kaygı. Karanlığın ortasında bırakılmak gibi. Bizi insan eden hislerimizin tamamen açık olmasına rağmen yardım edememesi gibi. Oysa hisler her zaman yardım eder, doğru ya yanlış… Sonunda bizi bekleyen hatalar olsa bile, kim hislerini dinlemekten vazgeçer insan olmaktan vazgeçtiğini unutmadan? Hislerimizin bile fayda edemeyeceği bir an diyor Goethe, kaygının bizi ele geçirdiği anlardan bahsederken. Nasıl bir kaygı ki bu bizi kendimizden bile uzaklaştırabiliyor?
Kaygıyı nevrotik ve normal kaygı olarak ayıran psikolojiye göre normal kaygı bizi sağlıklı bir insan olarak tanımlamaya yardımcı , üstelik motivasyon kaynağı bile olabiliyor. O halde bu kaygı bizi kendimizden uzaklaştırmaktan çok, kendimize getirme niyetinde. Sınavların yaklaştığını bilen kişi bundan dolayı kaygı hissedecek ve ders çalışacak. Nevrotik kaygı ise değerleri dogmalara dönüştüren ve bir çeşit intrapsişik bir çatışma. İntrapsişik çatışma, süperegomuzun tehdit edildiği bir çatışma içerip, bastırdığımız aslında bilinmesini istemediğimiz duyguların (düşler dahil) bilince çıkma hali. Süperego bu duygulardan rahatsızlık duyar çünkü toplumun bunları onaylamayacağını bilir. Kişi nevrotik kaygıyı yaşarken ego bu duruma tepki olarak anksiyete geçirebilir. Bu bir tür ruhun savunma mekanizması. Elbette bugün kaygıyı tanımlarken Freud’un yapısal modelinden yararlanıyoruz. Fakat Freud kaygıyı sadece ego, id ve süperego temelinde ele almamış.
Freud der ki bizim ilk kaygımız, henüz bebekken anne sevgini kaybetmekten korktuğumuzda başlar. Kaygı duygusu o kadar yoğundur ki devam eden yıllarda bu duygu kendini Ödipal döneme kadar taşır. Ödipal dönemde kaygı, anneye olan arzu ve babaya olan rekabetten kaynaklanır. Öznenin yaşı ve kaygı hissettiği durumlar değişse bile nevrotik kaygı hep bizimledir, sanki bir tehdit halinde gibi kendini hissettir. Üstelik kastrasyon tehdidi kaygının kendini gösterdiği başka bir anksiyete türüdür. Erkek çocuğu annesine karşı duyduğu arzudan dolayı babasının onun penisini keseceğini düşünür. Annesine karşı hissettiği arzuların babası tarafından fark edileceğinden korkar. “Anne sevgisini kaybetmekten” korktuğu gibi, “penisini kaybetmekten” de korkar. Durum açıktır, nesne kaybı bizi kaygıya itiyordur. Bunu oldukça basit bir örnekle şöyle inceleyebiliriz: 5-12 yaş arası çocukların onsuz uyuyamadığı bir battaniyesi, oyuncağı ya da biberonu olabilir. Biz dışarıdan bakınca bu nesnelere anlam yüklemeyiz fakat çocuğun kendi zihninde onların temsili çok değerlidir. Nesneleri kaybetmekten korkar ve devamlı onları yanında tutar. Kaygı duygusu bir çeşit “kaybetme korkusudur”. Peki bu kaybetme korkusunun yarattığı kaygı bizi gelecekte sevdiklerimizi kaybetmekten de korkutacak mıdır? Kaygının ve özgürlüğün birleştiği nokta neden değerli? Kierkegaard neden kaygıyı ve özgürlüğü birbirine bağlamış?
Bu sorulara cevap arayacağımız ikinci dizimiz yakında sizlerle olacak. O zamana dek, kaygı benden önce vardı hatta tüm insanlıkla ortaktı ben o kaygıyı taşımak için var oldum fikrinin peşinden kendi kaygılarımızı düşünelim.
TEŞEKKÜR
Bugün Loveinartsz ailesinde yazar olalı tam bir yıl oluyor, aynı zamanda yazı yazmaya aktif bir şekilde başlayalı da. Başta Genel Yayın Yönetmenimiz Zeynep Karayel olmak üzere, yazılarıma her zaman yorum yapan, bana özel hesabımdan ulaşıp yazılarımı beğendiğini söyleyen tanıdığım ve tanımadığım herkese teşekkürü bir borç bilirim.
KAYNAKÇA
MAKALE: HEKİMOĞLU, BİLİK, Freud’dan Lacan’a Kaygı AYNA Klinik Psikoloji Dergisi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1180081

kaygılarımla boğuştuğum bazen de boğulduğum ama iyileşmeyi kafaya koyduğum bu dönemde tesadüf eseri yazarla tanışmam kaderin bana yaptığı bir güzellik sanırım.
iyi ki düşüncelerimin beni engellemesine izin vermeyip çıkmışım evden ve seninle tanışmışım.
kalpten söylüyorum, tanıştığıma memnun oldum ve yazılarının hepsini okumak için sabırsızlanıyorum <3