Deneme

Küçük Işığın Hikayesi

Sevginin ne olduğunu öğrenemediğim için hep aradığım bir şey oldu sevgi. Hep kendimi birilerinin yanında, ayağının altında, başının üstünde bulurdum ama o sevgiyi bulamazdım. Ne aradığımı da bilmiyordum açıkçası, arkamda babamın hayaleti, önümde belirsiz bir gelecek, o pembe hissiyatı arayıp durdum senelerce. Halbuki sevgi biziz. Kendimiz. Varlığımız. Benliğimiz. Bunlara hiç bakmayı düşünmeden hep başkalarında aradım sevgiyi. Kendime bakmayı öğrenmem senelerimi alsa da, sonunda başarabiliyor olmanın sevinci ve titrek korkusuyla yolumu hala bulmaya çalışıyorum. Evet, depresyondan bahsediyorum aslında. Bu amansız arayış beni 7 senedir süren bir hastalığın içine soktu. Çocukluk deyip geçtiğimiz bütün o anılar eğer derine inip affetmezsek bizi kovalar ve böyle bir yola sürükler, ben serüvenimden bunu anladım. Seneler boyu hiç üzerinde düşünmesem de bir şeylerden kaçtığımın farkındaydım. Haftalar boyu yemek yemeyişimin, uyumayışımın ve 3 senelik hırpalanışımın sonunda, bir şeyler yapmazsam gerçekten bunun sonum olacağını düşünüp artık o karanlıkla yüzleşmeye karar verdim.
Neydi ki bu karanlık? Gönlümün içinde ağır aksak yürüyen, suratsız, güzel her şeyi yiyip siyaha çeviren bir karanlıktı. Onun olduğu her yerde güzel düşünceler mahvoluyor, iyi olan her şeyin altından kötü şeyler doğuyordu. Işık dolu o kalbim gittikçe kararıyordu sanki, her gün bir odasını daha keşfediyor, orayı da ele geçiriyordu, ruhumdan besleniyordu adeta. Unutkanlıklarımı, isteksizliğimi, dağınıklığımı, paranoyaklıklarımı, teknoloji bağımlılığımı, duygu durum bozukluğumu yaptığım her şeyi benliğimin bir parçası olarak görürdüm önceden. Ama bunları o karanlık getiriyordu, bildiğim halde kendimi suçluyordum. Sanki beynime de işlemiş gibiydi, onun sebep olduğu her şey hakkında kendimi suçlamamı düşündüren şey onun fikirleriydi, benim değil.
Zaman içinde ben büyüdükçe, o da büyüdü. Aynı kendi gibi karanlık insanlara yöneliyordum, toksik arkadaşlar buluyordum, bu sayede beslenip büyüyebiliyordu içimde. Yaşadığım her kalp kırıklığında beni daha çok ele geçiriyordu, bunu hissedebiliyordum. Bir gün benliğimi tamamen yutacak ve yok olacaktım beni yok edecekti ama etmekte istemiyordu sanki, ben yok olursam beslenecek bir şey bulamaz diye. Bu sürüncemede yaşayıp gidiyordum. Bazen kendimi güçlü hissedip onu bertaraf ediyordum fakat o sinsice bekliyordu beni pusuda, ilk sorunda karşıma çıkıp bana haklı olduğunu söyleyecekti. Onun içimde yaşamasını içten içe isteyen duygularım vardı, bunu hak ettiğimi düşünüyorlardı onlarda. Ben suçluydum ve bu kaosu hak ediyordum, yaptıklarıma karşılık bunları çekmek zorundaydım. Zamanla öyle bir ilişki oldu ki bu karanlıkla aramda, ondan başka gidecek yol bilmemeye başladım, beni hem yok ediyor, hem de en kötü anlarımda sığınak oluyordu, yaptıklarıma bahane, işlerime erteleme, kötü hissetmeme kanıt oluyordu bana. Herşeyin sebebini ona bağlayabildiğim için artık kaybetmek istemediğim bir parçam gibiydi, bazen varlığından rahatsız olsamda o karanlığın bile kalbimde gezinmemesinden korktum çünkü karanlık olduğu için verdiği hasar da görünmüyordu.
Bir gün karanlığı dürten minik bir ışık gördüm. Diğerleri yok olurken kaçmış, oraya ait olmayan bir ışık. Karanlığın bile yok edemediği, düşüncelerin erişemediği bir ışık. Kalbime hayat veren ışıktı o. Bunca zamandır onu duymaktan kaçmıştım, sesinin boğukluğundan söylediği şeyleri iyice düşünüp seçme istemedim, ayıklamak, gerçeği öğrenmek istemedim. Karanlığın ezberlenmiş hataları, gerçeğin yıkıcı doğrularından daha güzel gelmişti bana. Onu gördüğüm zamanlarda ben bile gözlerimi kısardım, onun gerçekliğiyle yüzleşmek istemezdim, karanlığın marjinal, ışığın ise banel olduğunu söylerdim hep kendime. Ama gün geçtikçe içimdeki bu çekişme daha da büyüdü ve bu çekişme korkulara yol açtı. Karanlık gittikçe kendini bastırıyordu. Bir gün karanlık neredeyse bütün kalbimi ele geçirdi, yok olmak üzereyken kıramadığı bir ışığın varlığını hissetti orada. Ne kadar beni ele geçirirse geçirsin o ışığa ulaşamadığı için yok olmazdım. Ben ışığı merak ettikçe, yok olmasın diye dua ettim. O hissettikçe bende hissettim, ben hissettikçe o güçlendim ve ışığını vurduğu yerlerde karanlığın bütün izlerini görmeye başladım. Bütün o tahribatı, yaşanmışlığı, yalanları, korkuları, yıpranmışlığı gördüm. Çıplaktım artık. İçimde büyüyen bu kavga giderek şiddetlenmeye başladı günden güne. Öfkeleniyordum karanlığa, sinirleniyordum, kinleniyordum, ama affetmek zorundaydım, çünkü beslediğim her kötü düşünce, beni o ışıktan alıkoyuyordu. O ışıkla beraber büyümeye başladım. Onunla sakince, yavaş yavaş, adım adım içimdeki karanlığın izlerini sildim ve karanlığımı bile sakinleştirdim. Karanlık yanlarım içimden hiç gitmeyecek belki ama artık o bile yerinde duruyor. Hala yaralarım var, hala ışığın vurduğu bazı yerler canımı yakıyor fakat aynı ışık beni iyileştirip var etmeye de devam ediyor, karanlığı bile var ediyor bu ışık. Benim depresyon ile ilgili hissettiğim şey aynı böyleydi. Her şey geçmiş değil yaralar hala duruyor belki ama artık yaranın ne olduğunu, nerede olduğunu ve neden olduğunu görebiliyorum. Bunu başarabilmeye zaten yaşamak diyoruz. Artık yaşıyorum.

Bir Cevap Yazın