Felsefe

LACAN VE ARZU

L’a(mur) aşk ölümdür, amort ölümüne aşktır, âmer acı seven ruhtur. Her defasında aşk ölüm ile burun buruna gelir Fransız bir psikalanistin bilincinde bile… Fransız Freud olarak bilinen psikanalist Lacan, bu kelimeleri arzu ve aşkı tanımlamak için kendisi üretmiştir. Jacques Lacan, Paris’te doğmuş ve tıp eğitimini burada almıştır. Psikanalist olmasına rağmen 20. Yüzyıl felsefesinin önemli isimleri arasında yerini alır çünkü hem psikoloji, hem kuramsal felsefe hem de dil bilimi üzerinde adından göz ettiren bir isim olmuştur. Bilinçdışının ayrı bir dil olduğunu söyler Lacan ve arzuyu anne-çocuk temelinde ele alır. Anne ile başlayan kadının arzu nesnesi olması sembolik döneme kadar devam eder. Fakat Lacan’ın bahsettiği sembolik dönemde artık annenin başka bir varlık, ayrı bir birey olduğunu çocuk anlar. Babanın (burada baba sembolik olabilir; çocuğun hayatında fiziksel bir baba değil, baba sembolü olabilir) burada kendisinden üstün görülmesi ve annesi ile ilişkisi çocukta ilişki ve karşı cinsle iletişim kurmasında onu dengesiz bir zemine iter. İnsan, semboller arasında sıkışmıştır. Bir taraftan birey kendini tanıma, cinsiyetiyle alakalı sorulara cevap aramak ile diğer tarafta arzu gibi güçlü bir duyguyu anlamlandırmaya çalışır. Arzu bellidir, insan gerçek mutluluğa ulaşacak mıdır?

Raffaella- Meryem Tablosu (1513-14)

“Her ne kadar yaygın görüş güzelliğin cinsel arzuyu arttırdığını düşünme eğilimde olsa da aslında durum tam tersidir. Güzellik arzuyu felç eder bizi öyle büyüler ki cinsel arzunun peşinden gidemez hale geliriz” der Lacan. “Hiçbir arzusu yoktur aşkın, kendisini gerçekleştirmekten başka” der Halil Cibran. Fransız bir psikalanist ile Lübnan asıllı bir şairin başka zamanlarda, başka anlarda, başka düşüncelere dalmışken, başka kıtalar arasında ama aynı gökyüzünün altında ortak bir düşüncesini göstereceğim size. Aynı yazıya denk düştüler mi, yoksa biri onları aynı anda telaffuz etti mi bunu bilemeyeceğiz ama ben ne zaman bu satırları okusam aşkın ve tutkunun kültürü olmadığını görüyorum. Güzellik bizi büyülüyor diyor Lacan, öyle bir güzellikten bahsediyor ki arzuyu bile düşünemeyeceğimiz kadar… Böyle bir güzellik mümkün mü? Ünlü şiirler bir güzel uğruna yazılmadı mı? O ünlü tablolar bir güzelin tasviri değil miydi? İnsan sevdiğine hayran hayran bakarken neler görür? Siyah saçlarını, beyaz boyunu, kısılan gözlerini. İnsan sevdiğine yaklaşınca ne hisseder? Saçının kokusunu, teninin yumuşaklığını. Belki bir rüzgâr gibi savrulup gelen özlemin bir bedende insana yeniden huzuru tattırmasını. Güzellik büyüleyici olmalıdır, arzuyu bile gölgede bırakacak kadar. Cibran ise aşkın hiçbir arzusu yoktur diyor, aşkın bir isteği olmadan yalnızca kendini gerçekleştirmek ile var olacağını. Arzu yoktur demiyor, aşkın arzusu kendini gerçekleştirmek diyor. Lacan bu görüşte, aşkın içinde arzunun olmadığını değil, güzelliğin bizde arzuyu uyandırmayacağını tam tersi arzuyu bile geri plana atacak kadar aşkın yürekliliğini gösteriyor. Aynı satırlarda doğu ve batı, aşkı ve arzuyu bize tattırıyor. Belki tam da farklı iki insanın hayat çizgisinde aynı yerde buluşması gibi. İmkânsız gibi görülen hayatlar arzu ve aşk ile bir araya geliyor.
Lacan’a göre arzu bireyin çocuklukta annesi ile kurduğu ilişki ile başlıyordu, Freud’a göre birey çocukken id’in egemenliği altına giriyor ve arzu ile tanışması ile çeşitli kompleksler geliştiriyordu.(örn:oedipus kompleksi, iğdişlik korkusu) O halde arzunun hayatımıza girişi biz çok küçükken başlıyor. Arzuyu anlamlandırmakta belki o olgunlukta olmuyoruz fakat arzu bizi ele geçirmiş oluyor. “Suçluluk duyacağımız tek şey arzularımızla ilgili attığımız geri adımlardır” diyor Lacan, arzu ile çocukluktaki dönemlerde yanlış tanışmamız hata değildir. Bundan suçluluk duymamalıyız. Fakat arzu hakkında attığımız geri adımlar bizi suçlu yapıyor diyor. Size arzunun neden suçluluk olabileceğini bir tablo ile göstereceğim. Lacan’ın bu sözleri daha ortada yokken hatta Lacan bile dünya üzerinde değilken yapılan bir tablo.

Francesco Hayez The Kiss/Öpücük Tablosu (1859)

Francesco Hayez’in 1859 yılında yaptığı “The Kiss” tablosu. Saflığın sembolü olan beyazlık ile bir kadın, fötr şapkalı bir adam ile iki insan görüyoruz. Fakat sanki ortada kadın ve erkek yok gibi adeta çif,tek beden gibi resmedilmiş hatta öyle ki gölgeleri bile tek. Lacan’ın bahsettiği arzu, iki insanın tek bedende bütününü gösteriyor. Fakat arzu ile bir suçluluk ifadesi var. Kadının eli sanki adamı itmek ister gibi omuzundan tutulmuş. “Suçluluk duyacağımız tek şey arzudan geri adımlarımız” idi, belki bu öpüşten memnun olmayan taraftır kadın ve geri adım için erkeğin omzunu tutmaktadır. Resmi başka bir boyuta taşıyan ayrıntı ise duvara yansıyan adam figürüdür. Biri geliyor mu? Belki bu masumca öpüşü görmemesi gereken biri yaklaşmaktadır. Biri gidiyor mu, yoksa biri masum çift için etrafı mı kontrol ediyor? Elbette bunu bilemeyeceğiz. Sokrat haklıdır” aşkı bilen, gerçeği bilir”.

“İfade edilmemiş duygular asla ölmez, diri diri toprağa gömülür ve sonradan korkunç bir şekilde oraya çıkar” der Freud. “Usulüne göre gömülmeyen her şey sonradan hortlar, en çok aşk” der Lacan. Bende diyorum ki insanın her talebi, her hareketi, her beklentisi aşk içindir ve biz asla bundan utanmamalıyız.

Kaynakça

https://www.star.com.tr/acik-gorus/lacana-gore-arzu-ve-bilgi-arasindaki-iliski-haber-1515177/

Halil Cibran- Ermiş Gezmiş kitabı sayfa 20

Bir Cevap Yazın