Muhayyel Hakikate Doğar Elbet: Stelyanos Hrisopulos Gemisi

Sait Faik Abasıyanık tarafından yazılan “Stelyanos Hrisopulos Gemisi” adlı hikaye 1936 yılında yayımlanan “Semaver” kitabında bulunmaktadır. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nda ise bu öyküye 7. sayfada karşılaşmak mümkündür. Hikayenin kahramanları Trifon ve dedesi Stelyanos’tur.
“Dersler deniz kadar güzel, deniz kadar öğretici miydi acaba? Trifon denize girmeyenlerle arkadaşlık bile etmek istemezdi” (Abasıyanık, 2019).
Trifon ve dedesi Stelyanos, geçimini balıkla ve gelen turistlerle sağlayan bir adada yaşarlar. Trifon, 12 yaşındadır. Hayalleri, yaşından çok daha fazla büyüktür. Okula gitmez Trifon. Ama denizlerden, gemilerden, oltalardan öğrenmiştir tüm hayatı. Tek varlığı dedesidir. Annesi, o daha 8 yaşındayken toprağın hapsine düşmüştür. Bu yüzden de toprağı sevmezdi Trifon. Sait Faik bu durumu şu şekilde aktarıyor okura: “Trifon toprağı sevmez, ona hürmet ederdi. Çünkü birçok sevdikleri orada, onun altında, aklın durduğu bir yerde yaşıyorlardı” (Abasıyanık, 2019).
Trifon’un hisleri hızlı ve değişkendir. Bir anda mutluyken, keder kıskanır mutluluğu ve kederlidir artık. Aklının süzgecinden geçip yüreğine hançer gibi batan duyguları hissedene kadar, hep mutludur. Yazar bu durumu şöyle açıklar: “Ve keder de ona birden gelirdi. Sebebi başka çocuklar için tekrar yılışık bir gülme veren her söz onu darıltır, ağlatırdı” (Abasıyanık, 2019).
Stelyanos, kızlarını kaybetmiş, oğluyla da en son 4 yıl önce görüşmüştür. Acıyı hissetmekle kalmamış, adeta ete kemiğe bürünüp “acı” olmuştur Stelyanos. Ama yine de acının kahpeliği ve zalimliği Stelyanos’un duygularını öldürmemiş ve yüzündeki tebessümü de eksiltmemişti. Ne zaman Trifon’u düşünse, yüzü bahar çiçekleri gibi açar, gülmeye başlardı. Sait Faik, işte bu yüzden müsterih bir haletiruhiyeyle yazdı şu satırları: “Küçük Trifon’u düşünen büyükbaba gülmez olur mu? Hiçbir hareket bu gülüş kadar belirsiz ve ince değildir. Onun için hiç kimse, üç yavrusunu kaybetmiş bir insan diyemezdi. Bu gülen yüz, en bahtiyar insanların yüzüydü” (Abasıyanık, 2019).

Trifon, okula gitmediği için günün çoğu vakitlerini maket gemiler yaparak ve onlarla oynayarak geçirirdi. Ada’nın sahillerinde gezer, mavi suyun diğer yerlerde nasıl olduğunu düşünürdü. Trifon’un bir gemisi olsaydı eğer bir kimliği olmazdı. Hiçbir sınır tutmazdı onu kendi çizgileri içerisinde. Trifon, sonsuzluğun ve özgürlüğün resmidir; dört tarafı maviyle kaplı bir adanın içinde. Özgürlüğü için yeni bir geminin çalışmalarına başlar. Adına da dedesinin adını verir: “Stelyanos Hrisopulos Gemisi”. Annesinin ismi “Yovana”yı vermeyi çok ister, ancak Trifon, bu ismin dedesini müteessir duygularla donatacağını düşündüğünden vazgeçer. Tahayyülündeki gemiyi yapmak için, daha önce hiç yapmadığı bir işe kalkışır. Neredeyse boyu kadar olan bir gemi yapar Trifon. Bu gemi onun için farklı anlamlar taşır. Yazar bu duyguları terennüm ederken gemiyi mavi gözlü kızlara benzetir. “Trifon, bu gemi için içinde bir şeylerin çarptığını hissediyor, bu gemiye bakarken Trifon, küçük kızların önünden geçtiği zaman duyduğu yumuşaklığı, bir nevi sarsıntıyı, baş dönmesini duyuyordu. Bu gemi Trifon için mavi gözlü bir kızdı. En tuhafı bu mavi gözlü kızı Trifon kendisi yaratmıştı” (Abasıyanık, 2019).
Trifon, bu gemiyi beyaza boyamıştı. Gemi beyazlasın diye, bezini kezzapla yıkamış, gemiyi öyle silmişti. Gemide her şey mevcuttu. Güverte, füloka, yelkenler… Öyle gerçekçiydi ki bu maket, kamara deliklerini bile camlarla kapatmıştı.
Gemi, kırmızı bayraklıydı. Kırmızı bayrakta da bir “soru işareti” vardı. Sait Faik bunun anlamını şöyle açıklıyor: “İstifham işaretli bir geminin okyanusu aştığını Trifon’a söylemişlerdi” (Abasıyanık, 2019). Trifon’un, soru işaretli bayrağından bile ne kadar sınırsız ve sonsuz bir çocuk olduğu anaşılabilirdi…
Trifon gemisini günlerce, haftalarca yüzdürdü. Zaman geçti, Ada’nın diğer çocukları Stelyanos Hrisopulos gemisine saldırdılar. Bu saldırılar, gemiyi yıldırmadı ve yüzmeye bir müddet daha devam etti. Son saldırı şiddetliydi, toplar ve taşlar gemiyi batırdı. Trifon, geminin ipini tutamadı ve bıraktı. Çocuklar da gemi battıktan sonra kaçışmaya başladılar.
Doğan (2019)’a göre “Stelyanos Hrisopulos Gemisi” bir madun hikayesidir. Madun; dışlanır, görmezden gelinir, ötekileştirilir, kimsesizleştirilir ve toplum tarafından uzaklaştırılır. Alt tabaka kimseleri temsil eder. Hrisopulos ailesi, alt tabaka bir aile olmakla beraber dışlanmaktadır da. Stelyanos, Trifon’a yeni bir giyecek, bir tablo almak için balığın bol olmasını bekler. Trifon okula dahi gitmez. Hikayenin sonuna gelindiğinde, diğer Ada çocuklarının gemiye yaptığı saldırılar da Hrisopulos ailesinin alt taba olduğunu ve dışlandığını gösterir.
Stelyanos Hrisopulos Gemisi, umudun, özgürlüğün hiçbir sınıra veya engele karşı sınırlandırlamayacağını; insanların yalnızca muhayyellerinde değil, gerçekliğinde de mesut olması gerektiğini anlatır. Zaten insan, muhayyellerini küçücük de somutlaştırabilse mesut olmaz mı? Her gerçeklik, bir parça umut barındırmaz mı zihnimizde?
