Dizi, Sanat

Netflix’in Mini Dizisi: Unorthodox

Bir kaçış sahnesiyle başlıyor mini dizi Unorthodox. Esty’nin gencecik bir kız olduğu yüzünden anlaşılsa da kıyafetleri yıllar öncesinin yaşlı kadınlarının giydiği kıyafetleri andırıyor. Bir apartmandan çıkmaya çalışıyor ama birkaç kadın tarafından lafa tutuluyor. Tekrar kendi oturduğu daire olduğu anlaşılan eve dönüyor. Biraz para ve yaşlı bir kadın fotoğrafını üstüne gizledikten sonra çıkıyor gidiyor kapıdan. Evi, eski modaya göre dizayn edilmiş. Son teknoloji denilecek hiçbir şey yok. Esty, evinden kaçıyor.

Esty, genç bir kadın. 17’sinde var ya da yok, Yahudi tarikatlarından birine mensup. New York gibi bir şehirde yaşamasına rağmen teknolojiden, yenilikten, gelişmeden haberi yok. Din ve gelenek kurallarının baskısı altında yetiştirilmiş bir kız çocuğu o. Babaannesi, dedesi, halası ve babasıyla yaşıyor. Annesi onları bırakıp gitmiş. Babası bu terk edişe dayanamamış olacak ki sürekli sarhoş. Esty, o evde yaşayıp giderken bir gün babasıyla kiracılarından kira almaya gidiyor. Babasının uzaklaştığı bir anda piyanoya hayran hayran bakarken kiracıları olan piyano hocasından bir soru duyuyor ve o soruyla kendine dair ilk keşfi başlıyor. Keşfin anahtarı müzik. Farklı olduğunu hep hissetse de artık kilidi açacak anahtarı bulmuş yolculuğu başlamış genç bir kadın artık o.

Yanky, genç bir erkek. Geleneklerine sıkı sıkı bağlı olan bir ailede büyümüş, doğruları ancak büyüklerine itaat ederek yerine getireceğine inandırılmış. Annesi, babası, haham ne derse doğru. İtiraz etme şansı da haddi de yok. Ezilmiş çocukluğu ve ruhu, yüzünden o kadar net okunuyor ki ürkek bir kuş gibi hayata karşı. Kendini kral gibi hissedeceği tek yer yatak. Evlenip helali diye adlandırılan kadına karşı tatmin olursa ve o kadının rahmine bir bebek koyabilirse biri olabilecek. Kadına karşı oluşturulan baskılara rağmen hala ılımlı. Çünkü iyi biri o.

Esty’nin evlenmesi gerek artık. Çünkü ona bir görücü çıktı. Zaten yetim diye şanı yürüyen Esty’yi kimse almaz eğer onlar almazsa. Bir market içerisinde dolaşmasını söylüyorlar ona. Kendini adeta bir mal gibi sergilemesi ve bunun karşısında müstakbel kayınvalidesinin onu beğenmesi gerekecek. Neyse ki Yanky’nin annesi Esty’yi beğendi. Aileler bir araya geldi. Esty ve Yanky ilk kez orada birbirlerini gördüler. Şeffaf bir kapı ardına kondular ve biraz sohbet ettiler. Esty, Yanky’e müziği sevip sevmediğini sordu. Kendi ruhunun kilidini açan o anahtar, karşıdakinin kilidini de zorlamıyorsa birlikte mutlu olamazlardı. Esty, bunu biliyordu ama ya diğerleri? Ruh, kilit, sanat… Bunları bilmeyen insanlara nasıl anlatırdın bunları? Esty ve Yanky evleneceklerdi. Ama kadın olarak Esty’nin bir evlilik danışmanına görünmesi lazımdı. Esty, cinsel ilişkinin ne olduğunu ilk kez o kadınla konuşurken öğrendi . Kendi bedenine dokunması, merak etmesi yasaktı çünkü. Hele bir kadın olarak. “Kirli” olduğu hafta ve sonrasındaki yedi gün boyunca kocasıyla ayrı yataklarda yatması gerektiğini ve sadece cuma geceleri kocasıyla cinsel ilişkiye girebileceğini de yine o gün öğrendi. Evlilik danışmanı, “Fiziksel ilişkinin tek amacı aile kurmaktır, sende bir delik var kocan oradan girecek ve rahmin kapısını çalacak. Sonra da bebek olacak” demişti. İşte Esty, bebek yapma aracıydı onlar için. Evrimsel süreçte getirdiğimiz boşalmayı bekleyen cinsel enerjinin de tek amacı bebek doğurmaktı onlara göre. Bir de kocasının yataktayken kral gibi hissetmesi. Kadının ne hissedeceği önemli değildi. Düğünden önce mikve adı verilen bir arınmaya girdi Esty. Tüm vücudunu saçlarından tırnaklarına kadar temizledi ve tanrı huzurunda temizlendi. Artık evlenmeye hazırdı.

Evlendikten sonra da Esty’ye yüklenen yükler durmuyordu. Doğurması lazımdı ama o kocasıyla cinsel ilişkiye dahi giremiyordu. Canı yanıyordu. Kendilerine dokunmayan o kadınlar gibi o da korkuyordu. Çok korkuyordu ama sonunda o acıya rağmen izin vermişti Yanky’e. Çünkü fiziksel acı neydi ki? Piyanodan koparmışlardı onu. Yanky, annesine evin içindeki her şeyi anlattığı için sürekli onu küçümsüyordu ve en önemlisi değersiz hissediyordu. Asıl acı ruhun acısıydı. Ve dayanamadı, Berlin’e annesinin yanına kaçtı.

Berlin’e indikten sonra annesinin yanına gitti. Gördüğü manzara onu mutsuz etmişti. Bir kahve dükkanına girip Robert ile tanışana dek… Robert’in peşinden konservatuara girdi. Kemanların, çelloların ona anlattıklarını dinledi. Büyülenmişti. İşte o kilidini açtığı kapının ilerisinde bir ışık görünüyordu. O ışığa gitmesi lazımdı. Yael, Ahmed, Clemens ile tanışınca gençliğinin farkına vardı. Heyecanın, müziğin ve hayatın ritmine kapıldı gitti. Diğer yanda ise Yanky ile kuzeni Moishe Esty’yi bulmaya geliyorlardı. Esty önemli değildi, karnındaki bebek onların malıydı.

Unorthodox, din ve geleneklerin altında ezilmiş kadınlara örnek olacak bir uyanış öyküsü. Ailemizden başlayarak toplum içerisinde attığımız her adıma kadar kurallar silsilesinde dolaşıyoruz her birimiz. Din öğretileriyle daha çok kadın üzerinde baskılanan bu kurallar “Biz neyiz, kimiz?” sorularını dahi sormamıza izin vermeden sadece onlara itaat etmemizi istiyor. Esty, baskı ortamından kaçmayı başarıp kendi ruhuna kavuşmak için savaşa başladı. Savaş için koşul yoktu ama oluşturdu. O açtığı kapının ucundaki ışığa yani kendine ulaşmak için adımlarını hızlandırdı. Ne mutlu Esty olabilme cesareti gösterebilenlere!

Dört bölümlük bu mini diziyi izlemenizi ve bizim coğrafyamızdaki kadınların yaşamlarıyla karşılaştırma yapmanızı tavsiye ederim.

Bir Cevap Yazın