Osmanlı Resim Kültüründen Batı Usulü Ressamlığa
Asker Ressamlar

Anadolu, ilişkide olduğu üç kıtanın hemen hemen bütün kültürel etkilerine açık, dinamik bir kültür ortamı olmuştur. Nitekim benzer nedenlerle Erken Paleolitik çağa değin gerilere giden geçmişinin eski dönemlerinde de Dünyanın en zengin kültür alanlarından birisi olmuştur. Bu yüzden, 11. yüzyılın başlarından itibaren gelişmeye başlayan Anadolu-Türk Kültür ve Sanatı da, bu zengin miras ve temaslarla beslenmiş ve oluşan yeni birikimin yaratma olanaklarını kullanarak Anadolu’nun yeni ve egemen kültürü olarak ortaya çıkmıştır. Böylelikle bu topraklarda ortaya konan tüm sanat dallarının ve bu kapsamda da resim sanatının meydana gelmesini etkileyen nitelik oluşumları ve ilişki çevrelerinin payı ile, ortaya çıkış koşulları beraberce belirlenebilmiştir. Nitekim Türk devletinin kültürel yapısının arka planında bulunan bu tarihsel gelişim sürecinin yanı sıra, Türk sanat üslubunu etkileyen, devletin kültürel-sanatsal yapısının genel çerçevesinin belirlenmesinde İslam inanışın da etkisi olmuştur.
Tüm bu eklektik yapıların sonucunda ortaya çıkan Osmanlı Minyatür sanatının da özünü aldığı yer, İslam inanışıdır. Bu dini inanışın Türk kültürünün sanatına etkisi şu şekilde özetlenebilmektedir; İslam inanışının, sanata özellikle resim sanatına kazandırdığı başlıca kural, figür tasvirinin realist üslupta yapılmasının yasak olmasıdır. Burada beklenen, sanatçının özgün iradesinden ziyade, sistemin -Tanrı’nın- zorunluluğu olmuştur. İslam’ın savunduğu alçak gönüllüğün getirisi olaraktan bireyselliğin, egonun ve insan olmanın ortadan kalktığı, aslında bunların -insanda uyanan yaratma arzusu ve ortaya çıkan ürün neticesinde egonun yükselmesi durumundan uzaklaşmak-bir yanılsama olduğu savunulmuştur. Neticede ise, İslam sanatının özgün ifadesi olarak estetik kaygılarla birlikte dini sembollerin ifadesi amaçlanarak bu teknik ve üslupta eserler verilmiştir. Verilen eserler soyut sanat başlığı altında gelişme göstermiştir. Fakat yalnızca evrenin, yöneltilişin, dinin simgesel anlatımının tezahür ettiği ürünlerin yanı sıra Osmanlı-Türk sanatında figürlerin -insan, hayvan- yer aldığı eserler de sıkça görülmektedir. Ancak yukarıda da bahsedildiği gibi resmedilen figürlerde tanrısal bakış, üç boyut, ışık-gölge ve dernlik gibi teknikler kullanılmamış, unsurlar iki boyutlu olarak resmedilmiştir. Nitekim minyatür sanatının özü üçüncü boyuta geçmeyiştir. Kelime anlamı olarak da ışık, gölge ve oylum duygusu yansıtılmayan, küçük ve çok renkli resim sanatı olarak anılmaktadır.
Osmanlı-Türk resim sanatının temeli olan bu teknik, yıllarca varlığını sürdürmüş, dönemlere göre inişler çıkışlar yaşayarak farklı gelişmeler ışığında devletin sarayında, üretimine devam etmiştir. Ancak, Türk tasvir sanatının geniş bir uygulama alanı olan minyatür ve özünü aldığı İslam’ın etkisi, Devletin içine adım attığı Batılılaşma döneminde yerini Batı resminden alan kavram ve tekniğe bırakmaya başlamıştır. Bu gelişimler ile Türk resim sanatı, 19. yüzyılın başından itibaren hızla Batı anlayışındaki resim geleneğine göre yenilenme göstermiştir.
Modernleşme olgusu, Türk sanatına sanat, sanatçı ve sanat ortamı kavramlarına profesyonel anlamlar kazandırılmasını sağlamıştır. 15. Yüzyıldan itibaren, Avrupa ile kurulan diplomatik ilişkiler yolu ile İmparatorluğun tuval resimleri önce yabancı ressamlara sipariş verilirken 19. Yüzyılın ikinci yarısına doğru yükseliş kazanan reformlar ile Osmanlı sanatçılarının da etkin olması ile görsel sanatlar alanında yeni bir üretim süreci başlamıştır. Bu sürecin başlamasında etkili olan Moderneleşme ve bununla birlikte başlayan Avrupa’dan İmparatorluğa gelen elçi ve ressam akımları, üniversitelere eklenen Batı tarzı ders ve resim müfredatlarının yanı sıra eğitim için Osmanlı Devleti’nden Avrupa’ya öğrenci gönderimi de büyük bir yer edinmiştir. Avrupaya öğrenci gönderimi ilk kez II. Mahmud döneminde başlamıştır. Hüseyin Rıfkı, Ahmet, Abdüllatif ve Edhem’den oluşan dört kişilik öğrenci grubu Avrupa’ya gönderilen ilk öğrenciler olmuştur.
Eğitimlerinin ardından ülkeye dönen öğrenciler askeri alanda farklı görevlere atanmıştır. İlk öğrenci grubunun gönderilmesinin ardından, Batı ülkeleri ile kültürel ilişkiler bakımından yeni bir çığır açılmıştır. Türkiye’nin modernleşme çabalarında bundan sonra Avrupa’da öğrenim görmüş Türk şahıslarda yer almaya başlayacaktır.
Avrupa’ya giden öğrenciler eğitimlerini tamamlamadan, bir grup öğrenci daha Avrupa’ya eğitim için gönderilmiştir. 10 öğrenci ve 2 subaydan meydana gelen grup İngiltere’ye yerleşmiştir. Öğrenciler arasında; İbrahim, Derviş, Enis, Yusuf, Süleyman, Mahmud, Tahir, Ahmed ve Halil adlarındaki kişiler bulunmaktadır. Eğitimin ardından ülkelerine dönen öğrenciler çeşitli alanlarda istihdam edilmiştir. Ferik İbrahim Paşa, İngiltere’de aldığı resim dersleri üzerine, bu alandaki yeteneği ile öne çıkmış, hayatı boyunca aralarında Sultan Abdülmecid’in tablosunun da yer aldığı pek çok eser ortaya koymuştur. Diğer önemli kişiler ise, Hüsnü Yusuf Bey ve Ferik Tevfik Paşa’dır. Bu kişiler Batılı anlamdaki Türk resminin ilk temsilcileri olmuştur. Ferik İbrahim Paşa ile Ferik Tevfik Paşa gittikleri Londra’da dönemin klasik anlayışı ile eğitim veren Paris Güzel Sanatlar Okulu’nun anlayışını benimsemişlerdir. Batı usulünde resim yapan ilk ressamlarımızdan olan Ferik Paşa, Sultan Abdülmecid’e resim dersi vermiştir. Ayrıca ressamın, Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu’nda çalışmaları yer almaktadır.
Eğitim için Paris’e giden Türk ressamları, geleneksel müzeleri ve sanat galerilerini gezmiştir. Ayrıca Türk ressamları, klasik minyatür sanatında görülme şansı olmayan çıplak insan figürünün etüdüne temellenen atölye eğitimini ve yağlıboya tekniklerini Paris’teki atölyelerde ilk kez görmüştür. Kompozisyon, renk, ışık, valör, ton bilgilerini öğrenmişlerdir. Bu bağlamda Avrupa’da eğitim gören Türk ressamları, ülkeye döndüklerinde resim sanatına önemli katkılar sağlamıştır.
Süleyman Seyyid bu gelişmeye bir örnektir. Sanatçı, Çıplak kadın resimlerinin hiç hoş karşılanmadığı bir dönemde, çıplak kadın resimlerini yapmaktan kaçınmamıştır. Fakat bu konudaki bir resmi bu güne gelmediği için anlaşılan hiç kimseye de göstermemiş ve vermemiştir. Ancak yine de kendisinden sonra gelecek olan sanatçılara gerekli cesareti vermiştir.
Yurt dışı eğitimlerinin ikinci kuşağı, Osman Nuri Paşa, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid Bey, Osman Hamdi Bey gibi asker ve sivil ressamlar tarafından temsil edilmiştir. Sultan Abdülaziz, Şeker Ahmed Paşa ve Süleyman Seyyid gibi pek çok Türk ressamının yetişmesinde önemli rol oynamış; Şeker Ahmed Paşa’yı 1863/1864 yılları arasında devlet adına Paris’e resim öğrenimine göndermiştir. Aynı şekilde Süleyman Seyyid de Paris’e resim eğitimine gönderilmiştir. Osman Hamdi Bey ise Paris’e ilk olarak hukuk eğitimi için gitmiş sonrasında ünlü ressamların atölyesinde ders almaya başlamıştır.
Batı resminin teknolojisini uygulama kaygısı dışında, gerçek pentür -tuval, yağlı boya- anlayışına düşünce anlamında varma arayışları bir anlamda Ahmet Ali ile Süleyman Seyyid’in Paris’e Sultan Abdülaziz’in emriyle gönderilmeleri ile başlamıştır. Avrupa’ya gönderilen bu öğrenciler Batılı anlamda Türk resminin ilk kuşağını temsil eden asker ressamları oluşturmuştur. Askeri okullarda resim derslerinin yer alması, asker ressamlar sınıfının doğması ile sonuçlanmıştır. Bu okullarda yetişen asker ressamlardan bazıları yukarıda da bahsedildiği gibi Paris, Londra, Berlin ve Viyana gibi Avrupa şehirlerinde resim eğitimine gönderilmiştir.
Asker ressamlar başka bir deyişle günün modern eğitim programlarının uygulandığı askeri okullardan mezun olarak, dönemlerindeki reformist bilinçlenmenin kültür ve sanat alanındaki hedeflerini temsil etmişlerdir. Bu erken dönem sanatçı grubu, bir bakıma geleneksel Türk resmi (minyatür)ile Batılı anlamdaki çağdaş resim arasındaki ilk aşamayı temsil etmiştir.
19. yüzyılın ilk yarısında Paris ve Londra’da Romantizm ve Barbizon Okulunun açık hava resmi alabildiğine yaygın olmuştur. Ne var ki yurt dışına ilk giden sanatçılar bu eğilimi değil de dönemin klasik anlayışla eğitim veren Paris Güzel Sanatlar Okulu’nun anlayışını temsil etmişlerdir. Bu yüzden de, yurda döndüklerin de resimleri üç boyutlu gösteren ve çizgisel işçiliğe önem veren bir resim anlayışını getirmişlerdir. Bu gelişmeyle 19. Yüzyılın ikinci yarısında, erken dönem Türk resminde önemli değişimler görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde yurtdışına giden sanatçılar, kendilerinden önceki kuşakla yine aynı okullara devam etmekle birlikte onlardan farklı olarak Barbizon okulu ile izlenimcilik akımına ilgi göstererek bir renk zenginliği ve fırça serbestliğine ulaşmışlardır. Bu yüzden de sadece eğitim aldıkları kurum ve eğiticilerin teknik ve artistik anlayışlarını ortaya koyan eserler yapmışlardır. Ancak yine de her biri Türk resmi içinde kendile rine özgün bir yer sağlayabilecek sanatsal tavır geliştirebilmişlerdir. Bahsi geçen gruptaki sa natçıların ilk resimlerindeki duyarlılık ve içtenlik, Türkiye’de geleneği olmayan ve Batı resim dünyasındaki gelişimleri izleyen bir ortamda giderek tekrarlara yönelen bir çeşit Akademizme dönüşmüştür.

İbrahim Çallı (1882-1960), Hasene Cimcoz’un Portresi, 1934. Tuval üzerine yağlıboya, Devlet Resim ve Heykel Müzesi.

Cemal Tollu (1899-1968)., Kurban, Tuval üzerine yağlıboya 65×50 cm. T.C.Ziraat Bankası Koleksiyonu, Ankara.
Nitekim, Osmanlı-Türk resim sanatının Batılılaşma dönemi ile geçirdiği evrimleşme Osmanlı resim kültürünü Batı usulünde bir ressamlığa taşımıştır. Eğitimlerini Avrupa’da tamamlayan sanatçılar yöneldikleri ekoller ile resmetmiş, İslam sanatının izin vermediği üçüncü boyut, ışık-gölge, boyut, çıplaklık ve benzeri unsurları eserlerinde barındırmışlardır. Kaçınılmaz olan bu etkilenme Devletin pek çok kesiminde farklı şekillerde karşılanmış olsa da yerli sanatçıların yetişmiş olması devletin bir başarısı olarak sayılmıştır.
Nitekim, Batı’da benimsenen bazı akımların etkisinde kalan asker ressamlar bu akımların birer kopyacısı olmamıştır. Her zaman yerel değerleri çıkış noktası sayarak kişiliklerini şekillendirmiş, sanatlarında çağdaşlığın ve geleceğin birer sentezcisi olmuşlardır. Çağdaş sanatımızın oluşması sürecinde tarihsel rollerini fazlası ile yerine getiren asker ressamların etkileri günümüzde de devam etmektedir.
