PSİKOLOJİDEN MİTLERE II
İnsanlığın gözleri gelecek varislerini mitlerin üzerinden izlemeye devam ederken, psikoloji ve mitlerin bağına yer verdiğimiz yazı dizimizin ikinci serisi sizlerle.
Jung ve Freud arasındaki gidip geldiğimiz mitler dizimize bir yeni isimle başlangıç yapacağız, Karen Armstrong; kendisi İngiliz yazar ve dinler tarihçisi.
Mitlerin Kısa Tarihi isimli kitabında şöyle der Armstrong: “Mit bize tümüyle insan olan bir kişi olmak istiyorsak ne yapmamız gerektiğini söyler. Her birimizin yaşamımızın bir döneminde kahraman olması gerekir”. Kendi kahramanımız olarak başladığımız bu hayatta, biz istemesek bile bazı talihsizlikler yaşarız. Kendimizin kahramanı olmak adına savaşlar veririz, düş kırıklıkları yaşarız. Fakat hayatın sonunda bunların hepsinin yaşanması gereken birer dersler olduğunu anlayıp huzurla sonsuzluğa kavuşuruz. Mitler de böyle değil midir? Kahramanımızın başına devamlı bir şeyler gelir. Savaşlar olur, intikamlar, ölümler, aşklar yaşanır mitlerde. Fakat kahraman bunların üstünden geldiği için kahramandır. Tüm ihtişamıyla cam fanuslarda olaysız yaşamak mitlere yakışmaz ve sıkıcıdır. Mitler, hayatın kendisidir. Aldığımız darbelerin Tanrıların da başına geldiğini gördüğümüz yerlerdir. Mitler bu yüzden psikolojinin konusudur.

Psikomitolojik Terimler
LETHE: Hades ülkesinde bulunan ve yeraltını dünyadan ayıran bir ırmaktır Lethe. Suyunu içen ruhların ölüler dünyasına girdiklerinde yaşamlarını ve acılarını unutmalarını sağlar. Ruh göçümünü anlatan Platon; boğucu sıcağın altında ruhların Lethe’den su içtiklerini fakat suyun hiçbir kap içinde durmadığını bu yüzden bazı ruhların ölçüyü fazla kaçırıp her şeyi unuttuklarını anlatır.
Unutuş Irmağı olarak bilinen Lethe, psikoloji literatürüne letarji – lethargy- olarak geçmiştir. Psikiyatri ve nörolojide letarji şuur bulanıklığıyla beraberinde gelen hareketsizliktir. Sürekli uyku durumunda olan kişi uyaranlara karşı hissiz ve ilgisizdir.
ORESTES SENDROMU: Agamemnon ve Klytaimestra’nın oğludur Orestes. Truva Savaşı’ndan dönen Agamemnon, eşi Klytaimestra ve sevgilisi Aegisthsus tarafından öldürülmüştür. Kardeşi Elektra tarafından babasının intikamını almak için yetiştirilen Orestes, öz annesi ve sevgilisini öldürmüştür.
Psikoloji literatürüne Orestes Sendromu olarak geçen bu mit, erkek çocuğunun bilinçdışı olarak öz annesini öldürme isteğini ifade etmektedir. Shakespeare’in Hamlet’i ise Orestes Sendromunun en güzel örneklerinden biridir.
PSYCHE FİGÜRÜ: Miletos kralının küçük kızı olan Psyche, güzelliği nedeniyle Aphrodite’in kıskançlığına maruz kalmıştır. Aphrodite oğlu Eros’tan prensesi bir dağa bırakmasını istemiştir. Fakat Psyche’yi görür görmez aşık olan Eros prensese acımış ve onu bir saraya yerleştirerek geceleri ziyaret etmeye başlamıştır. Eros’un tek bir isteği vardır Psyche’den, asla yüzünü görmek istemeyecektir. Bir gece uyurken Psyche yağ kandilini eline alıp Eros’un yüzüne bakmış ve yakışıklılığından etkilenerek onu öpmek için eğilmiştir. Bu sırada kandildeki kızgın yağ Eros’un omzuna gelmiş ve Eros uyanıp kanatlanarak oradan uzaklaşmıştır.
Uzun süre ayrı kalan aşık çift Aphrodite’in acımasıyla bir şarta bağlanmıştır. Psyche tüm zorlukların üstesinden gelirse eğer birlikte olabileceklerdir. Psyche Eros’a o kadar aşıktır ki tüm zorlukları aşar ve sevgilisine kavuşur. Gösterdiği cesaret sayesinde Tanrılar tarafından ölümsüzlükle ödüllendirilir.
Psikoloji literatürüne Pysche; tüm canlıları harekete geçiren yaşam ve tinsellik ilkesini, ruhu simgelemektedir. Psikoloji bilimi uzun yıllar Pysche Bilimi olarak anılmıştır. Jung’a göre psike, bilinçli ya da bilinçdışı tüm duygulardır.

Yaşamlarımıza ışık tutan mitler, psikolojinin konusu hatta adeta psikolojinin içindendir. Kadim zamana olan saygımızdan dolayı bugün bazı psikolojik rahatsızlıkları isimlendirirken mitolojiden yararlanıyoruz. Fakat tesadüf o ki bugün yaşanılan çoğu şeyin mitlerde var olduğunu görüyoruz. Krallıklar, aşıkların acıları, ebeveyn sorunları…
Armstrong’un “mitler sadece tanrıların değil, aslında insanların kendi hikayesidir” demesinin nedeni budur. Okuduğumuz tüm mitler insanlığın bir parçasıdır. Tanrıların yaşadığı şeyler insanlığın hayatına tezahür ediyordur. O halde insanlığın bir parçası olan mitlerin, insanlara Tanrısallık kattığını söyleyebiliriz.
Hangi karakter, hangi mit olmak istiyorsak. Hangi Tanrıya özenip, hangi mitolojinin içinde var olmak istiyorsak içimizdeki Tanrısallığın ateşini buluyoruz demektir.
KAYNAKÇA
VİDEO: https://www.youtube.com/watch?v=keYokmsP7gY&list=PLWXQ0iArMOp8K103D-hJLttj2xxK4EVHe
KİTAP: Karen Armstrong – Mitlerin Kısa Tarihi
MAKALE: https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423869664.pdf
