Deneme

Sıfatlarda Buluşalım

Toplum içinde sıfatlarla var oluyoruz. Doğduğumuz anda evlat sıfatı kazanıyor ve ölene kadar da bu sıfatı taşıyoruz. Evlat sıfatının yanı sıra torun, kuzen gibi sıfatlar da kazanıyoruz. Anaokuluna başladığımız an yıllarca sürecek olan öğrenci sıfatını yüklüyoruz sırtımıza. Aslında hayat boyu sürmesi gereken sıfat bir süre sonra rafa kaldırılıyor. Öğrenci sıfatının devam ettiği süreçte arkadaş, sevgili, dost gibi sıfatlar kazanıyoruz. Sporcu, dansçı, gitarist gibi sıfatlar da ekleniyor sırtımıza. Reşit olmayla birlikte derneklere, kulüplere, siyasi partilere üye oluyor; bir yere ait olup oralı oluyoruz. Eğitim hayatının bitimiyle de meslek sıfatımızı kazanıyoruz. Daha sonra anne, baba sıfatı derken birçok sıfat buluyoruz hayatımızda.

Kazandığımız sıfatlarla girdiğimiz ortamlar, yaşadığımız deneyimler değişiyor. Örneğin öğrenci sıfatıyla bilgi ediniyor, bu bilgileri bizimle aynı anda edinen insanlarla iletişim kurabiliyoruz. Ya da üye olduğumuz siyasi partideki üyelerle bir toplantıda buluşuyor, ana tema üzerinden münazara edebiliyoruz. Kazanılan sıfatlar bize insanlar kazandırıyor. İnsan kazanmak sadece hayatınıza almak ve dost edinmek değil, farklı bir mekanizmayla diyaloga girmek şeklinde olabiliyor. Farklı bileşimler, hayat koşulları ve çevreden gelen her bir insan evren misali derinleştikçe derinleşiyor. Bu derinlikten size katacak mutlaka bir parça yakalıyorsunuz.


İnsanlar farklı bileşenlerin sonucudur. Aile, çevre, toplum, din gibi bütünlerden irili ufaklı parçaları edinerek oluşturur kendini. Bölgesel olarak benzer olsa da hiçbir aile birbirine tam anlamıyla benzemez. Hayat ya da din anlayışları farklıdır. Böyle olunca aynı bölgede yaşayan insanlarda bile bambaşka düşüncelerde bireyler doğar. Farklı insanların çokluğuyla renk skalasına bir renk eklenmiş misali insan skalası da genişler, çoğalır.

Farklı olan bu insanlar aynı sıfatları kazanmak maksadıyla bir araya gelirler. Örneğin doktor sıfatına sahip olmak isteyen faşist bir insanla liberal bir insan yan yana gelebilir. Amaç tıp fakültesi bitirip doktor sıfatı kazanmaktır. Normal hayatta bir araya gelmesi daha zor olan bu insanlar o üniversite amfisinde aynı derse girip birbirlerine not verirler. Not vermeyle başlayan iletişim gülümseyişlere, kahve içmelere ve sohbetlere dönüşür. Görüşleri, hayata bakışları farklı olsa da bu insanlar birbirlerini dinler ve anlamaya çalışırlar. İşte üniversite yaşamında asıl amaç budur. Düşünün, Türkiye’nin her yerinden sizinle aynı bölümü kazanan doksan dokuz kişiyle aynı sınıftasınız. Sizle birlikte yüz farklı hayat, yüz farklı görüş ve yüz farklı dipsiz kuyu. İşte biz bu yüz insanın bir arada kalmasını saygıya ve hoşgörüye bağlıyoruz. Çünkü demokrasilerde böyle olur.

Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle, küreselleşmeyle ve politikalarla ilintili olarak tek tip bir insan oluşturma durumu mevcuttur. Tek tipleştirilmek istenen insanlar aynı görünüşte, aynı fikirde ve aynı hayatları yaşayan küçük robotçuklar olarak görülür. Eğitimle başlayan tek tipleştirme çabası medyanın da etkisiyle küçük yaşta zihinlerde yer ediniyor ama bunun yanı sıra diğerlerinden sıyrılmamanın en büyük nedeni saygı ve hoşgörümüzü kaybetmiş olmamızdandır çünkü tahammül edemiyoruz bizden farklı olana. Halbuki hoşgörü, kendisinden farklı düşüneni saygıyla karşılama durumudur. Kimsenin görüşünü desteklememiz ya da sevmemiz gerekmez ama kimseyi de görüşlerinden dolayı kınayamaz, ötekileştiremez, şiddet uygulayamaz ve nefret söyleminde bulunamayız. Özgürce yaşamamız anayasa ile güvence altına alınmıştır ancak toplumumuz bir şeyleri aşamıyor. Hala kabul edemiyorlar onlardan farklı insanları.


Peki neden kabul edemiyorlar? Çünkü sıfatları sınırlı. Çocuk, anne, baba, kuzen gibi sıfatlar doğal olarak kazanılıyor. Öğrenci sıfatı da devlet kontrolünde on iki yıl boyunca desteklenerek kazandırılıyor. Tamam, bir meslek sıfatı da kazandırdık diyelim. E başka? Bu beş altı sıfata sıkıştırılan insanlar başka sıfatlarla tanışmıyorlar. O sıfatı kazanmak için o ortama girmediklerinden diyalog kuramıyor, onları anlamıyorlar. Anlamadıkları şeylerden de nefret ediyorlar. Sıfat kazandıkça ve farklı hayatlara dokundukça farklılıklara saygı duymayı öğreniyor, hoşgörü sahibi oluyor ve anlamaya çalışıyorlar halbuki. Bizim birbirimizi anlamamız için önce birbirimizi dinlememiz, bir sıfat altında toplanıp birbirimize dokunmamız lazım. He bir de, ömür boyunca öğrenci sıfatını bırakmamamız lazım.

Bir Cevap Yazın