Edebiyat, Resim, Sanat, Sanat Tarihi

VINCENT VAN GOGH’U NEDEN SEVERİZ?


Genelde büyük saygı duyulduğundan sanatçılara dair bu soruları hep içimizden geçiririz. Merak ederiz, anlamaya çalışırız, ne kadar seversek severim sevgimizin kaynağını hep sorgularız. Burada da o soruları kendimize tekrar soracağımız bir yazıyla karşı karşıyayız.
Kimdir Vincent? Oradan oraya göçmüş, resimleri hiç satılamamış bir sanatçıdır. Bilinen sadece bir resmi var satılan. Bu çaresizliği, başarısızlığı sadece kendi döneminde yaşamıştır, öldükten sonra kazandığı başarısının hiçbir anlamı olmasa da, dilediği gibi, evrene bir iz bırakabilmiş, resimlerinin gizemi hala araştırılan bir sanatçımızdır Vincent.

Bizi bir eser neden çeker? En büyük hırslarımızı, sevinçlerimizi, yaşadığımız ama anlamlandıramadığımız duyguları yansıttığı için çekebilir. Ya da tam olarak eseri tanımlayamamış olmak bizi bir gizemin içine sokmuş olabilir. Bir esere bağlanmak, aynı sevgi gibidir. Ona karşı koyamayız, adlandıramayız ama içinde ya büyük bir travma yatar, ya kökten bağlarımız, ya geçmişimiz, ya karakterimiz, bir şey vardır, bizden bir parça, değil mi?Vincent’ı sevmemizin birçok sebebi var, ama Vincent’ın bize bu kadar dokunmasının da bazı sebepleri çok açık önümüze sürülüyor mektupları sayesinde.
Vincent, birgün anlaşılacağı umuduyla yalnızlığının ve depresyonunun arasında sıkışmış, resimleri ve hayatıyla en büyük korkularımızdan biri olan ”yaşamdan kayıp gitme” korkumuzu yaşamış, bizi en samimi duyguların denizine resimleriyle bırakmıştır. Hayatının resimleriyle paralel gidişi, mektuplarına ulaşarak belki de çoğu sanatçının ”sözel” duygularına erişemediğimiz kadar erişmişizdir. Vincent sadece çizmiyor.

Vincent konuşuyor ve yaralarından utanmıyordu. Onları anlatıyor, kardeşine, ailesine olan duygularını saklamıyor, olduğu gibi yazıyor ve hep umut besliyordu. Bu umuda rağmen birşeyleri başaramamış olması belki de motivasyon konuşmacılarını ve bir gün herşey düzelecek diye düşünen insanları çok korkuttur. Ama yine de seviyoruz, belki de ona duyduğumuz vicdan azabının yansımasını kendimize duyuyoruz aslında. Biz Vincent’ı seviyoruz, ama ona dönüşmek asla istemiyoruz. Hayattayken başarılı anılmak, bilinmek istiyoruz, onun gibi bir tarlada kafamıza sıkmak yerine ailemizle huzurlu ölmek istiyoruz. Tam anlamıyla arafta yaşamış, zekası asla fark edilmemiş, resimlerine biçimsel, tekniksel ve duyusal olarak tam anlamıyla taptığım bu adamın hayatını insanların neden bu kadar merak ettiğini sorguladığımda, onun aslında sadece bizim gibi korkuları olan ve o korkuları gerçekleşmiş bir insan olduğunu görüyorum. Sanat alanında çok iyi yetişmemiş toplumlarda bir sanatçıyı sevmek çok zorlaşıyor. Saygı alanı daraldıkça daralıyor ve bu saygı alanı belli sanatçılarda sonlanıyor. Onlardan biri de Vincent. Çocuklara anlatılırken bile hep deli anlatılır. Evet bu adam deli. Ama keşke herkes onun kadar deli olabilseydi biraz, bu renk cümbüşünü, tasvirlerini böyle görüp çizebilen bir adamın gözlerinden dünyayı görebilmek için herkes biraz delirmek isterdi eminim ki.

Anlaşılmamış olmasının ağırlığı, dünyada yaşadığı teklik hissi… Bu cümleleri yazarken bile yüreğime oturan o benimsenmiş ağırlığı bir kez daha duyumsuyorum. Ben bu hisle senelerdir yaşıyorum çünkü. Depresyonda olduğunun farkında bile olmayan yüzlerce insanla aynı duygudurum içinde Vincent’a bakıyoruz. O da resimleriyle bize bakıyor. İşte bu yüzden Vincent’ı çok seviyoruz. O dahiliğin arkasında yaşanan bütün kavgalarına biz de şahit oluyoruz. Onun hislerini yaşayarak ölmekten korkarak çekinerek yaklaşıyoruz ona. Hep reddedilmenin verdiği şüphecilikle vurduğu her fırça darbesinin içinde biz de kayboluyoruz. Çünkü ona herkes böyle yaklaşıyordu. Anlaşılmıyordu Vincent. Kimse onun dilini konuşmak istemiyordu. Buna bağlı olarak içinde hep bir hüzün vardı, bir gün anlaşılacağını düşünüyordu.

Tıpkı içimizdeki çocuk gibi.
İşte bu yüzden Vincent’ı çok seviyoruz.
Işıklar içinde uyu Vincent!

Kaynakça: Umberto Arte İle Sanat
Theo’ya Mektuplar

Bir Cevap Yazın