Zamanlar Arasında Bir Nar Ağacı
Yazıya düşen hiçbir şey ateşini olduğu gibi yansıtmıyor her şey yazıya dönüşürken munisleşiyor. Hiçbir alfabede ”Z” den sonra harf yok çünkü.
Ekim 2012′ de Timaş Yayınları’ nın çıkarmış olduğu Nazan Bekiroğlu’ nun Nar Ağacı kitabı farklı zamanların tutsak duvarları arasında bir kapı…
Edebiyatın erkek egemenliği içine bambaşka bir soluk katmış olan Nazan Bekiroğlu Nar Ağacı romanıyla hem zamanlar arası bir yolculuk yaptırıyor hem de kendi kökenlerimize karşı bir arayışa çıkmamıza sebep oluyor. Roman gerek üslup gerek konusu ve kahramanlarıyla Trabzon’ dan Tebriz’ e, Batum’ dan Bakü’ ye ve İstanbul’ a bizi peşinden koşturuyor. Şu an bile kadınların hor görüldüğü, öldürüldüğü, namus adı altında binbir zorluk yaşadığı iflah olmaz Anadolu coğrafyasında törelere karşı çıkan Setterhan, sevgisinin yüceliğini göstererek ihanete uğratan Azam’ a karşı herhangi bir tepki vermeden kendi kabuğuna çekilmeyi kendinden, memleketinden, ailesinden kaçmayı tercih etmiştir. Belki de ihtiyacımız olan budur. Fazla sevgiden (!) sevdiğini öldürmek, zarar vermek yerine ondan kaçmak en doğrusudur
Hiç dedelerinizin aşklarını merak ettiniz mi? Ve ya tozlu raflar arasına saklanmış hatıralar nasıl oluştu? İşte bu kitap size hatırların tozlu raflardan inerek kalbe dokunmasını anlatıyor.
İçinde yaşadığımız çağın temel sorunları arasında kabul gören aile kavramının yok oluşu insanları kalabalıklar arasında yalnızlığa sürüklerken Trabzon’ dan İstanbul’ a göç etmek zorunda kalan Zehra ve ailesinin Masal’ ı bile arkada bırakmayacak kadar kuvvetli bağlarını bize anlatıyor.
”ne yarın vardı, ne dün, ne bugün. Mutlak bir anın içindeyim”diyen anlatıcının bir bilinmez zamanda boşlukta süzülür gibi hem yaşadığı hayata hem de dedesinin hayatına dokunması, anlatıcıya dokunduğu gibi okura da dokunur.
Aşk, ihanet ve kayıplar arasında Tebriz’ in meşhur halı tüccarının deli fişek oğlu Setterhan Tebriz’ in karanlığına işini ailesini, kendisini bırakarak Trabzon’ da yeni bir hayata kucak açmıştır. Zehra ise verdiği acı kayıplarla olgunlaşmıştır. Aşk ve ihaneti tarihle tarmanlayan bu kitap karakterlerin duygularını öne çıkarırken okuyucuyu sarıp kitabın asıl kahramanı haline getiriyor. Belki de kitabın kapağını süsleyen ” sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim ” cümlesi kitabın okuyucuya çağrısıdır.
Bir acıya tahammül edebilmek ancak ondan daha büyük bir acıyla yüz yüze gelmekle mümkün olabilirmiş, anladım.
